Zaman kavramı

Kendimizi bildik bileli her şeyin bir zamanı olduğunu öğrenmiş olmamıza rağmen zamanın ne olduğunu hiç bilmediğimizi düşündünüz mü? Boş yere harcadığımız bazen anlamlı kıldığımız, bazen geçmek bilmeyen bazense su gibi akıp giden zaman gerçekte nedir ve neden vardır. Zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir.  Benim bu konudaki fikrimi aktaracak olursam zaman izafi bir kavramdır gerçekte olmadığı halde dünya üzerinde yaşananları kronolojik sıraya koymak için uydurulmuştur.

Gece ve gündüzün gerçekliği yadsınamazken, saatin varlığı açıklanamamaktadır.  İstanbul travestilerinden bir arkadaş günün 24 saat olmasının yanlış olduğunu bir hikaye ile anlattığında gün denilen kavramın kim veya kimler tarafından 24 saat kabul edildiğine takılıp kaldım.

Yılları ve günleri ilk olarak birimlere bölenler Sümerlerdir. Mısırlılarla devam eden zamanı doğru ölçme çalışmaları, Yunan ve Roma medeniyetlerinde iyice geliştirilmiştir.Eski Mısır Rahiplerine göre zaman; enerjinin yok oluş ya da bir diğer anlamı ile enerjinin dönüşüm sürecidir ve sonsuz olan Tanrı’yı simgeler. Zamanı iki hareket arasındaki süre olarak ele alacak olursak, hareketi yapan nesnelerin aynı hızla olayı gerçekleştirmesi imkansızdır. Tıpkı bir matematik sınavında bir soruyu her öğrencinin farklı sürelerde tamamlaması gibi zaman da herkes için farklılıklar gösterebilir. Örneğin benim biyolojik saatime göre günün en verimli saati gece yarısı iken başkaları için bu saat sabahın erken saatleri olarak anlatılabilir.

Geçmiş gelecek ya da şimdi dediğimiz zaman gerçekten birbirini takip eden bir sıralama ile gitmektedir yoksa zaman uzayda asılı kalıp, her daim aynı mı kalmaktadır?

Zaman dediğimizde güneş zamanı mı, yıldız zamanı mı diye de bir soru aklımıza takılır. Eski çağlarda işlerini güneşin hareketlerine göre ayarlayan maya kabilesi dünyanın sonunu dahi tahmin edebilecek bir duruma gelmişlerdir.

Dünyada sera gazlarının artması, fizikçilerin söylemine göre dünyanın genişliyor olması zamanda da mutlaka değişikliklere yol açmıştır. Oysa biz hala bir günün 24 saat bir yılın 365 gün olduğu bilgisi ile devam etmekteyiz. Travesti arkadaşlarla son toplantımızda zaman üzerine yaptığımız söyleşilerde şimdiki zaman algınızın değişmesi gerektiğini ortaya attık eminim pek çok fizikçi de bizim gibi düşünmektedir. Maalesef öğretilen kurallar ve ayarlanan saatler nedeniyle kimse böyle bir girişimde bulunmaya cesaret edememektedir.

Felsefeci Kant’a göre zaman, tıpkı uzam (mekan) gibi, saf görüdür. Deneyimden önce gelen, deneyim için zorunlu tasarımlardır. Zaman öncesiz ve sonrasızdır ve daima var olmaya devam edecektir. Önemli olan bizim onu nasıl tükettiğimiz olmalıdır. Zamanı akışına bırakmayı tercih edebilir ya da zamanı yeniden yazabiliriz.  Zamandan ve mekandan bağımsız olan bir dünyanın varlığı ancak hollywood filmlerinde geçerlidir.

 

Hayat bir satranç oyunudur

İnsanların içinde piyon olanlarda vardır, vezir olanlarda hayat bir satranç oyununa benzer bazen kalemizi korumak, atımızı kaptırmamak için bütün hamleleri yaparız. Bazen hayata yenik düşerken bazen de kazanmanın gururunu yaşarız.

Uzun zamandır çocuklara okullarda satranç dersi veriliyor sırf hayatta karşılarına çıkan sorunlarla baş etmeyi öğrensinler diye.

Bazılarımız kendini şah yerine koyup etraflarına fedaileri doldururlar kendilerini koruma içgüdüsü ile yanlış bir adım atmaktan korkarak şah gibi 1 kare ilerlerler.

Bazıları ise at olur hayatta her şeye yetişmek için atlarlar bütün engelleri, yine de yenilmekten kurtulamazlar. Satrançta hayatta bir akıl oyunudur, aklınız salim olmazsa eğer oyunun başında yaptığınız bir hata sizi zor durumda bırakabilir. Satranç oynamayı çok seven travesti arkadaşlardan biri oynadığı herkesi şah-mat etmekten zevk alırdı.  Satrançta kaybetmek kazanmaktan daha çok şey öğretir insanı yenile yenile yenmeyi öğrenmek deyimi sanırım buradan çıkmıştır. Ömür de satrançta bitirilmek üzere oynanır ve sonunda mutlaka bir kişi galip gelir.

Kazananın her zaman hayat olduğu dünyamızda çok da takmamak gerekir yenilgileri, en büyük kozunuzu hep sona saklarsınız. Yaptığınız her hamla sizin için en doğru karar olsa da, sonunda anlarsınız yanlış kararlarınızı ve onların sizi getirdiği noktayı, satrançta hayatta sonu olan bir oyundur.

Her ikisinde geçmiş önemlidir, attığın her adıma ne kadar dikkat edersen et mutlaka yanılgılarının olacaktır.

Anlaması ve öğrenilmesi çok zor olan hayat ve satranç oyununda kendini bir piyon gibi hissetmemek önemlidir. Yerine göre davranmalısın bazen piyon, bazen fil olman gerekir.

Bir satranç tahtasında bütün hamleleri doğru oynasan da yaklaşan tehlikeyi anlamakta çok geç kalabilirsin. Bu dünyada başına nelerin geleceğini önceden bilememek gibidir bu durum  sen ne kadar zorlasan da her zaman doğru yolda yürüyemezsin.  Seni yolundan çıkarmak için rakibin tüm gücünü sarf ediyordur.

Doğru hamle yapmak önemlidir fakat hayat bazen seni yanlış hamle yapmaya zorlar. İnsanoğlu hatalarıyla birlikte kıymetlidir, Orhan Baba’nın dediği gibi hatasız kul olmaz. Bir zamanlar dolmuşlarda çalınan bu parça hayatı çok güzel anlatır. Benim de gençlik yıllarımda her başım sıkıştığımda dinlediğim şarkılardan biri olan parça, ne yaparsan yap insanın hatadan kurtulamayacağını anlatır. Hatamla sev beni diyen Orhan Baba’nın sarkılarının hayranı olan travesti bir arkadaşım,  batsın bu dünyayı unutma diye bağırırken, koyuyorum CD’yi hep birlikte dinliyoruz. Ne satranç ne de hayat umurumuzda değil, insan olarak her zaman mantık kullanmak mümkün mü? Oturup duygularımızı da  koymak lazım çuvala, satrançta da hayatta kaybedilenler kazanılanlardan daha çok şey öğretti bana, Hoşcakalın.

Fiziksel ihtiyaçlarımız

Sadece su içerek 56 gün hayatta kalabileceğimizi bilyormuydunuz? İnsan yemek, içmek gibi fiziksel ihtiyaçlarını karşılamazsa yaşamının devam ettiremez.

Oysa sadece su bile insanın ihtiyacı olan pek çok minerali içinde barındırdığı için hayatta kalmamızı sağlar. Eskiden seksin bir ihtiyaç olduğunu düşünmek ayıpken, günümüzde seksin de yemek, içmek kadar önemli bir ihtiyaç olduğu kanıtlanmıştır.

Herkesin kendine özel ihtiyaçları olmasına rağmen, bunları temel başlıklar altında kategorize ederek hiyerarşik bir düzen içinde ihtiyaçlarımızı öncelik sıralamasına sokabiliriz. Örneğin, kuru ekmeğe muhtaç olan bir insanın ihtiyacı, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarını tatmin etmek değil öncelikle karnını doyurmaktır.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en önemli gördüğü fiziksel ihtiyaçlardır, ikinci sırada güven ihtiyacı yer almaktadır, ait olma ve sevği ihtiyacı üçüncü sırada yer alırken, saygı duyulma ihtiyacı dördüncü sırada gelmektedir.

Öncelik her zaman fiziksel ihtiyaçlara aittir. Fiziksel ihtiyaçları karşılanmayan bir birey bir üst statüye geçemez. Bizde buna örnek verilebilecek çok güzel bir söz de vardır; önce aş sonra eş gibi, Afrika’nın bir çok ülkesinde insanlar bir parça ekmek bulamadığı için ölümle burun burun yaşarken. Bir yandan da çoğalmaktadırlar yani açlık seks yapmaya engel olmamaktadır. Fiziksel ihtiyaçları önem sırasına göre dizmek mümkün değildir.

İnsan hepsine aynı anda ihtiyaç duyar, karşılanması gereken ihtiyaçlarımızı ertelememiz de olanaksızdır.

İhtiyaçlarımız davranışlarımız yönlendirir yani aç olan bir insan yemeğe yönelirken. Susuz insan önce suyu görür. Babalarından yeterli ilgiyi görmeyen ya da baba sevgisi tatmamış kadınların olgun erkelere ilgi duyması da bu ihtiyacı giderilmesi ile ilgilidir. Kısacası ihtiyaç duyduğumuz şeyleri hangi yollarla olursa olsun elde etmek genlerimizde vardır.

İhtiyaç listemiz sonsuzdur birini giderdiğinizde bir başka ihtiyaç karşımıza çıkar, zengin insanların her şeyi karşılayabildiği dünyamızda en çok ihtiyaç duyanlar da yine onlar olur, kendilerine değişik zevler ve ihtiyaçlar bulmada hiç zorlanmayan bu kişiler için keşfedilmesi gereken daha çok şey vardır. Hayat bunları keşfetmek için yeterince uzun değildir. Bu da onları uzun yaşamın sırlarını bulmaya iter, bilimsel çalışmaların pek çoğu bu zengin sınıfın ihtiyaçlarını giderme üzerine kuruludur.

Bilim insanları değer üretmeyi herşeyin üzerinde bir ihtiyaç olarak görürler ve sürekli yeni şeyler keşfetmek için çalışırlar mesela ben kitap okuyarak yeni şeyler öğrenme ihtiyacından biraz olsun kurtulmak istrken öğrendiğim her yenilik bana başka bir öğrenme duygusunu aşılar. Travesti arkadaşlarımdan birsi gezdikçe yeni yerler gördüğünü, yeni yerler gördükçe daha çok gezmek istediğini söylemişti. Kısacası ihtiyaçlar hiç bir zaman bitmeyen bir nehir gibidir.Suyundan ne kadar çok içerseniz için asla suya doymazsınız.

 

 

 

Hayat ne verdiyse geri alır

Nefesimi sonsuza kadar içimizde tutamayız aldığımız her şeyi doğaya geri vermek zorundayız.

Önce bebeklik ve çocukluk günlerimizi vermekle başlarız. Annemizi babamızı sevdiklerimiz veririz bir bir, onlar toprağa karışırken gençliğimizi geri vermişizdir.

Güzelliğimiz yavaş yavaş giderken tenimizden, aldığımız ne varsa vermek üzerinedir dünya. Dünyaya kök salmış bir insan olmayacağı gibi, yıkılmamış ağaç, toprak olmamış dağda bulamazsınız. Madem her şeyi geri veriyoruz nedir bu kazanma hırsı? Bir hırka, bir lokma neyimize yetmiyor da daha çok istiyoruz.

Sultan Süleyman’ın bile fani olduğu bu dünyada ne kadar daha yaşarız? Oysa güzel bir hatıra bırakabilsek etrafımızdaki insanlara bizi güzel anılarla yad etseler yetecek.

Fakat dünya hırsı unutturmuş gerçekleri, aldığımız her şey ödünç bu dünyada ve gün gelince emaneti bırakıp gideceğiz. Veren el her zaman daha makbuldür öyleyse verici olmak niye zor bu kadar. Kefenin cebi olsa anlarım da yok be kardeşim ne ile geldiysen onunla gideceksin. Bedava yaşamak varken her şeye karşılık beklemek de nereden çıktı.

İyilik yapmak ta, iyi şeyler düşünmek de güzel, kötülük ne işe yarar üç günlük dünyada. Bilgimizi paylaşmaktan başlayalım önce kendimize sakladığımız her şey bizimle toprak olmasın. Hatalarımızdan ders çıkaralım ki tekrarlanmasın. Ben güzelim, ben zenginim diye kasılmaktan bir yerlerimizi yırtmaktan çıkar yoksa, sevgimizi paylaşalım önce, kardeşlik kadar güzel bir duyguyu bulmuşken, kardeş olalım tüm dünyayla kendimizle barışmakla başlayalım önce kırdığımız ne kadar kalp varsa tamir edelim. Gönüller girmek zor değil iyilikle, çıkıp sokaklara haykıralım sevgimizi ben ağaçı seviyorum bana meyve vermese de , ben kuşu seviyorum penceremde şen sesiyle şarkılar söylemese de, ben insanları seviyorum onlar beni sevmeseler de.

Hiç kimse bu dünyada benden farklı değil, ister siyah olsun, ister beyaz, ister kadın olsun ister erkek, benim gibi doğmayanları da seviyorum. Ne trans diye ayırırım onları ne de travesti diye dışlarım. Geri vermek üzerine kuruluysa bu dünyaya sadece aklım isterim sonsuza kadar, aklım bana kalsın ki hata yapmayım diye. Aklım bana kalsın ki bugün söylediğimi yarın unutmayım diye, Al son nefesimi de tutmak çok zor artık içimde.

Ve beklenen gün geldiğinde bir avuç toprak ver bana, bütün kötülükleri örtüp bir çiçek yeşersin diye. Sevgiyle kalın.

 

Biraz da gülelim

Pek çoğumuz soğuk esprilere gülüp geçeriz. Fakat bazı espriler var ki adamı buz gibi donduruyor.

“Geçen gün arkadaşlarla fırında patates yiyorduk, fırın sıcak geldi bahçeye çıktık.” Esprisine güler misiniz , ağlar mısınız bilemem fakat bazıları esprinin dozunu kaçırıp işi eşek şakasına çeviriyorlar.

Televizyonlarda sıkça izlediğimiz şaka programlarında yapılanlar karşıma çıksa kalpten giderim herhalde, asansörde birden bire ortaya çıkan hayalet şakasında kalbi hassas olanlar düşünülmemiş, benim gibi her şeyden korkan, tırsak insanlarla bu şakaların yapılmaması gerekir.

Özellikle okullarda gençlerin birbirine söylediği masum sözlerden örnekler vererek sizleri biraz güldüreyim;

“Sen şimdi terlemişsindir, ben sana bir terlik getireyim en iyisi.

Şoförle konuşmayın, adi herif herkese laf taşıyor!

İlk görüşte aşka inanır mısın? Yoksa tekrar gidip geleyim mi?

Boşluktaki file ne denir?

Fil in the blanks.”

Ben en  çok bu espriye güldüm. “Taşıma suyla neden değirmen dönmez?

Çünkü Taşımasu bir japon kızıdır.

Peki Taşımasu annesinden nasıl su ister?

Matarama suko.”

Eskiden televizyon ülkemize ilk girdiğinde bir dizi film ortalığı kasıp kavurmaya başlamıştı. Herkes ilk Japonca kelimeleri bu film sayesinde öğrenmişti.

Bana bu espri de o günleri hatırlattığı için çok güldüm.

Bir de ne söylendiği anlaşılamayan, sırf espri olsun diye sallanmış sözler var. Anonim olan bu sözler tıpkı tekerlemeler,bilmeceler gibi sevilirse kulaktan kulağa aktarılarak  nesiller boyu taşınabilir.

Son günlerde internette eski bir şarkıcı olan kişinin esprilerine çok gülüyorum Twitter fenomeni olan bu kişi yazdığı mesajlarla hem düşündürüyor, hem güldürüyor. Geçenlerde kendine travesti diyen birine” sen onlara kurban ol, hiç değilse travestiler bir kere dönüyor” demiş. Bu söz çok hoşuma gidince sizlerle paylaşmak istedim. Aramızda hazır cevap, pek çok kişi olaylar ve durumlar karşısında lafı öyle bir patlatıyorlar ki onlara hayran olmak işten bile değil.

Fakat yine de siz siz olun espri yaparken, anlaşılır  olmasına dikkat edin. Espri yapıyorum derken etrafı batırıp,  traji komik durumlara düşmeyin. Sağlıcakla kalın.

 

Kayıp Şehrin Duygu’su

Kayıp şehir dizisi ile hayatımıza giren trans olup olmadığı konusunda aklımızda soru işaretleri bırakan iyi yürekli Duygu karakteri  travestilere bakış açısını değiştirdi.

Oynadığı rollerle çok sevilen son olarak Ulan İstanbul dizisinde karşımıza çıkan Umay, yani Ayta Sözeri. Almanya doğumlu olan Ayta yaşadığı zorlukları anlattığı bir röportajında ben trans olarak doğdum demiş. Trans olarak dünyaya gelen her birey gibi pek çok sorun yaşayan Ayta Sözeri ameliyat parasını denkleştirerek cinsel organını kadın organı ile değiştiren sayılı travestilerden, pek çok trans bu ameliyatı olacak ya parayı ya da cesareti kendinde bulamazken, Ayta daha çocuk yaşlarında karar vermiş hissettiği cinsiyeti yaşamaya, Türk dizilerinde oynayan ilk trans birey olan Ayta, 1976 yılında Almanya’da doğmuş , Daha sonra ailece İzmir’e yerleşmişler. Ege Üniversitesi İşletme mezunu. Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Sanat Müziği korosunda Türk Müziği eğitimi almış. Avni Anıl şefliğinde onun şarkılarını söyleme şansı elde etmiş. 2000 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Şarkıcılık yapıyor, dizilerde oynuyor.

Ayta Sözeri 2010 yapımı trans bireyleri anlatan Teslimiyet filmi ile  de adından çok söz ettirdi.yönetmenliğini Emre Yalgı’nın yaptığı, başrollerinde 4 travestinin rol adığı bir grup travestinin hayatla mücadelesinden yola çıkarak travestilerin yaşamlarını anlatan film olan Teslimiyet, dram türünde çekilmiş bir filmdir. Filmin orijinal adı “Teslimiyet Diğer Melekler”dir. Araştırmalara göre homofobinin hat safhalarda olduğu Türkiye için; sinemalarında kısıtlı ve belirli sinemalarda gösterime girmiştir. Buna karşın film 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde tamamı yayınlanmak suretiyle seyirciyle buluşmuştur.

Filmde 3 travestiyle aynı evde yaşayan ve onlar gibi fuhuş ile para kazanan travesti Sanem’in ev içerisinde yaşadığı olayların ardından bir hayalle kurtuluş olarak mahallelerinde komşuları olan Gökhan’a sığınışı ve bunun anlamsız olduğunu anlamasının ardından tekrar eski hayatına dönüşü konu edinir. Film homofobi, toplumun LGBTT’li bireylere bakış açısını ve Türkiye’de LGBT hakları’nın özetle anlatımına dayanan duygusal bir anlatıma sahiptir.

Filmi izlemeden translar hakkında karar vermenin yanlış olacağını düşünüyorum. Trans bireylerin yaşadıkları zorlukları, hayatlarını çok güzel bir dille anlatan konu gerçek bir trans olan Ayta Sözeri’nin oyunculuğu ile birleşmiş ortaya harika bir yapıt çıkmış. İzlemeyenler için, hafta sonu film marketlerden alıp izlemelerini tavsiye ederim.

 

Söylenmeyen

Bir eşcinsellin kendi hayatını yazdığı “söylenmeyen” adlı kitap kitapçılardaki raflarda yerini aldı.

Murat Renay ‘Söylenmeyen’ adlı bir kitap yazdı, eşcinsellerin ‘söyleyemediklerini’ kendi hikâyesi üzerinden anlattı. “Alelade bir gay’in anılarını kim ne yapsın?” diyenlere söyleyecekleri, homofobiyle mücadele etmek için enerjisi var.

Murat Renay, 33 yaşında, bilişim sektöründe çok da ruhunu beslemeyen işlerde çalışmış, yolda kalabalıkların içinde rastlayabileceğiniz binlerce insandan biri.

Çok pahalı zevkleri, değişik hobileri, çok fazla parası olmayan,  deyim yerindeyse “yuvarlanıp giden”, gününü geçiren sıradan bir insan. Kimine göre artık çoktan evlilik yaşı gelmiş, kimine göre o yaşta kariyerinde daha yükselmiş olması gerekiyor. Kimi erkek arkadaşları çok futbol veya karı-kız sohbetine pek dahil olmadığı için onunla tam anlamıyla “kanka” muhabbeti kuramıyorlar ama sorun yok: “Murat iyi insan” Murat içinizden biri. Murat sizin arkadaşınız. Murat sizin komşunuz. Murat sizin kardeşiniz belki de. Murat’la ilgili bilmeniz gereken bir şey var. Aslında sizi ilgilendirmeyebilir ama bilmeniz iyi olur. Murat bir eşcinsel. Murat erkeklerden hoşlanıyor. Ne oldu? Arkadaşınız, kardeşiniz, komşunuz Murat, artık sizin gözünüzde “marjinal” bir yaşam süren bir sapkın mı oldu yoksa? Hoşlandığı insanı öpmek, onunla dört duvar arasında sevişmek ne kadar marjinalse Murat da o kadar marjinal. Murat, hala sizden biri İşte bu kitap da Murat’ın ve Murat’ların hikayesi… Söylenmeyenler artık anlatılıyor… Bu kitabı Goa yayınları yayımladı.

Kitapta toplum olarak duymayı, okumayı, görmeyi ihmal ettiklerimiz, Renay’ın bugüne kadar bilinmeyenler olarak tanımladığı öteki hayat ve toplum o hayatlar üzerine etkisi anlatılmaktadır. Türkiye’de istemeden de olsa öteki olmayı, dışlanmayı anlatan kitabı için Renay;

“Babam bu konuyu yok sayıyor ve benden hâlâ bir gelin bekliyor. Bana, tanıdıkların kızlarının ayarlanması için yardımcı olmaya çalışıyor. Hâlâ “Sen yeter ki evlen, sana şunu alırım, bunu yaparım!” diye rüşvetler vermenin derdinde. Bana, otuz küsur yaşında hayatının aşkını, eşi olacak kadını bulamamış müzmin bekârlar gibi davranıyor. Kısacası hayal âleminde yaşıyor. Ya da belki o da kendini böyle rahatlatıyor, aslan gibi oğullarının hiç hesapta yokken üzerine çöktürttüğü bu kâbusu aklınca böyle kovuşturuyor zihninden, kim bilir” Bugüne kadar onları yok saydınız, onlar için “bizden değildir” dediniz, gerçeklerin farkında değildiniz.

Oysa belki de gözünüzden sakındığınız evladınız, belki her sabah selamlaştığınız komşunuz ya da yan masanızdaki iş arkadaşınız onlardan biriydi.”demiş ve cinsel yönelimi farklı olan gruplarla yaşadığı olaylara kitabında yer vermiştir.

Günümüz toplumunda istenmeyen ilan edilen travesti, biseksüel, lezbiyen ve gaylerin bilinmeyen hikayesini duymak isteyenler için kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

 

Monoton bir seks istemeyenler için

Monoton bir seks hayatı çiftleri birbirinden uzaklaştırarak yeni eşler bulmaya iter.Seks hayatınız artık sıkıcı gelmeye başladıysa hayatınıza yeni renkler katmanız gerekmektedir.

Beklenmeyeni yapın: İlişkinizdeki monotonluğu ortadan kaldıracak tek şey şaşırtıcı bir şeyler yapmaktır. Örneğin akşam için eşinizi şık ve seksi bir kıyafetle karşılayın.

Romantizmi arttırın, Sevgilinizle birlikte güzel bir gece geçirme planları yaparken bazı detayları da sakın ihmal etmeyin. Yakılan birkaç mum, odaya yayılan hoş bir koku ve hafifçe çalan romantik bir müzik romantizmin doruğa ulaşmasında en büyük yardımcılarınız olacak. Böylece partnerinizi baştan çıkarmanız da çok kolaylaşacak. Etkilemeniz gereken bir erkekse mutlaka en sevdiği yemekleri yapın.

Rahat ama seksi giyinin, Kendinizi seksi hissetmeniz için öncelikle rahat olmanız gerekli. Eğer vücudunuzun herhangi bir bölümüyle ilgili rahatsızlık duyuyorsanız uygun iç çamaşırlarıyla bu kusuru kolaylıkla saklayabilirsiniz. Güven afrodizyak gibidir ve yatak odasında ne kadar iyi görünürseniz o kadar güzel bir gece geçirirsiniz.

Eşinizin sizden beklentilerini hatırlayın ve ona göre davranın hayatınızda ki tabuları onun için yıkın. Seks hayatınızda yeni bir adım atmak istiyorsanız eşinizi memnun etmek için zaman harcayın. İlişki sırasında kulağına hoş şeyler fısıldayın.Unutmayın tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

Beklentilerinizi söylemekten sakınmayın. İster inanın ister inanmayın ama erkekler sizi neyin harekete geçirdiğini bilmek ister. Hatta buna önem verirler. Eşini memnun edebilen bir erkeğin çok daha fazla zevk aldığını göreceksiniz.

Her zaman ilişkiyi yatak odasında yaşamayın yeni mekanlar keşfedin , evinizin her köşesi sizin zevk alanınız olabilir.

Duygularınızı saklamayın, Kendinizi ve duygularınızı açığa vurmaktan sakın korkmayın ve bu konuda mümkün olduğunca kendinizi özgür hissedin. Nasıl hissettiğinizi dile getirin ve hoşlandığınız şeyleri yapmaktan asla çekinmeyin. Sessizlik kimi zaman heyecanlandırıcı olabilir. Bu fikir özellikle eşiniz eve geldiği anda hiç konuşmadan onu çekip birlikte olduğunuz zaman işe yarayabilir.

Aklınızda ki fantezileri hayata geçirmekten korkmayın unutmayın seks temel bir ihtiyaçtır ve karşılanmadığında açlık ve susuzluk gibi öldürücü olabilir.

Seksten aldığınız keyfi arttırmak istiyorsanız yeni pozisyonlar denemelisiniz. Bu tabii ki alıştığınız ve hoşunuza gidenleri unutmanız anlamına gelmiyor ama denemekten de korkmayın. Böylece rutinden kurtulmuş olacaksınız. Kadının ve erkeğin birbirlerini tatmin etmelerinin aynı zamanda sevap olduğunu unutmadan çocukluktan gelen batıl ve yanlış inanışlardan uzaklaşarak kendinizi eşinize teslim edin. Erkeklerin pek çoğu evinde bulamadığı seks hayatı için dışarıda kendine çareler arar. Bazı erkekler bu arama esnasında trans bireylerden hoşlandığını, bazı kadınlarsa lezbiyenlerden hoşlandığını fark ederler. Cinsel dürtüler her insanda farklı olabileceğinden travestilerle, normal kadınlarla ya da lezbiyenlerle yaşanan şey sadece sekstir.

Cinsellik utanılacak bir durum değildir. Cinsel tercihler ise kişinin mutluluğu yakalaması ile ilgilidir.

Transseksüel

Yaşadığımız çevrede sıkça karşımıza çıkan cinsiyetlerine karar veremediğimiz ve travesti diye geçiştirdiğimiz bireyler yani translar, gerçekte kimdirler, neden trans olmuşlardır?

Fiziksel açıdan kadınsı özelliklere sahip, fakat eril cinsiyet kimliğinde olan bireyler, kadından erkeğe transseksüel, yani trans erkek olarak nitelendirilmektedirler. Fiziksel açıdan erkeksi özelliklere sahip, fakat dişil cinsiyet kimliğinde olan bireyler ise, trans kadın olarak tanımlanmaktadırlar.

Transseksüel bireyler aslında bedensel açıdan ya erkek ya kadındırlar, fakat kendilerini, bulundukları cinsiyetten başka cinsiyete ait hissederler ve olabildiğince bu hissettikleri cinsiyetin özelliklerine bürünürler. Transseksüelliğin ne ölçüde hastalık olarak değerlendirilmesi gerektiği, kesinlikle çok tartışılan bir konudur. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uluslararası hastalık sınıflama ölçütü ICD-10’a göre bir cinsiyet rahatsızlık türü olarak tanımlanmaktadır.

Transseksüeller, alışılmışın dışında seksüel eğilimleri olan bireyler değillerdir; aksine sadece yanlış cinsel organla dünyaya geldiklerine inanan bireylerdir. “Erkekten kadına” veya “kadından erkeğe transseksüel” yerine, eleştirenler daha basit deyimiyle trans kadın veya trans erkek olarak tanımlamayı tercih etmekteler. Almanya’da 1980ler’de öne atılan alternatif kavram da “trans kimlik” kavramıdır. Bu kavram, 1990 yılından itibaren, kesinlikle daha kapsamlı bir kavram olan “trans cinsel”in doğmasına zemin hazırlamıştır. Trans cinsel, bir anlamda doğuştan sahip olduğu cinsiyetine ayak uyduramayan insanlar için üst kavram olarak kullanılırken, diğer anlamıyla bu kavram kendisini iki cinsiyetin arasında hisseden, yani kendini %100 kadın veya erkek olarak nitelendiremeyen bireyler için kullanılmaktaydı.

Transeksüellik kavramı, çok eskilere dayanan bir olgusal duruma işaret eder. Türkiye’de ilk defa Bülent Ersoy’un geçirdiği cinsiyet değiştirme ameliyatı ile toplumun gündemine gelmiştir. Dünya çapında ise, ilk kez 1952 yılında Norveç ‘te yapılmıştır. Bu ameliyatla, Amerikalı George Jorgensen kadın olmuş ve ismini değiştirmiştir.

Sanat güneşimiz diye adlandırdığımız Zeki  Müren cinsel kimliğini saklamadan yaşayan bir başka ünlümüzdür. Sahneye kadın kıyafetleri ile çıkma cesareti gösteren ilk ünlü olma özelliğini de taşıyan Müren, muhteşem sesi sayesinde cinsel kimliği ile gündeme gelmemiştir.

Oysa her ortamda trans olduğunu açığa veren diğerleri için hayat bu ünlüler kadar kolay değildir. İnsanların garip bakışları altında hayatlarını yaşamaya çalışan bu insanların pek çoğu parasızlık yüzünden seks işçiliğine yönelmek zorunda kalmıştır.

Maddi durumu iyi olanlar ise kapalı kapılar ardında herkesten uzak soyut bir hayatı tercih ederler. Onları toplumdan soyutlayan kendi tercihleri olmamakla birlikte toplumun değer yargıları karşısında başka çare de sunulmamaktadır.

Oysa insanın ruhuna bakmayı öğrenen toplumlar bu sorunları aşmanın yolunu bulmuşlardır. Zaten insanı insan yapan da ruhu değil midir? Katillerin, canilerin, hayvan düşmanlarının kınanmadığı normal kabul edildiği bir toplumda trans bireylerin dışlanması mantığa aykırıdır.

İnsanın doğuştan gelen özelliklerine göre ayrılması, toplumdan uzaklaştırılması kabul edilebilir bir davranış olmamalıdır.

Yatak seçerken dikkat!

İnsanın en çok vakit geçirdiği yer neresi bilyormusunuz? yatağı evet günde en az sekiz saatimizi geçirdiğimiz yatağımız bu nedenle aslında en önemli ev eşyamız, evimize eşya alırken, sağlamlık, estetik ve rahatlığa bakarken yatak alırken bu dikkati göstermiyoruz.
Özellikle bel rahatsızlığı, sabah yorgunluğu gibi rahatsızlıklara neden olan yatağımızın ortopedik ve elastik olması gerekiyor.
eskiden insanlar yaşadıkları bölgede bulunan hayvan tüylerinden yataklar yaparken, günümüzde bu alışkanlık yerini hazır yataklara bırakmıştır.
Hazır yataklar yapıldıkları süngerlerin kalitesne göre fiyatlandırılıyorlar. en çok yataklar adi süngerden yapılmış, rahatsız yataklarken en pahalı yataklar ünlü firmaların piyasaya sürdüğü mikrop barındırmayan üzerine yattığınızda vücudunuzun şeklini alan ergonomik ve visco yataklardır.
Uyku kalitemizi arttıran modern yataklar kullandığımızda güne zinde bir başlangıç yapabiliriz.Yatağa verdiğimiz paranın boşa gitmeyeceğini bilmek çok önemlidir.
Piyasada 100 lira ile 5000 lira arasında fiyatı değişen yatak bulmak mümkündür. Yatağımızı seçerken en pahalısını almak yerine doktorumuza danışarak alacağımız yatak en idealidir.
Fazla kilolu insanların alması gereken yatakla zayıf insanların alması gereken yatak özellikleri farklıdır. Bir yatak firmasına gittiğinizde yatağı denemeyi ihmal etmeyin. Sert ve esnemeyen yataklar belinize binen yükü artıracağından genç yaşta bel ve sırt ağrıları çekmek zorunda kalabilirsiniz.
Bir de hepimizin korkulu rüyası yatak maytları denen böcekler var uyku esnasında kaşıntıya ve alerjiye neden olan bu bakteriler yüzünden sağlığımız bozulabilir.
Yatak olsun da ne olursa olsun benden başka gören yok diyerek bir koltuk takımına verdiğimiz önemi yatağımıza vermezsek ilerde dönüşü olmayan sağlık sorunları ile karşı karşıya kalabiliriz.
Yatak denildiğinde pek çok kişinin aklına cinsellik gelebilir, dogrudur iyi bir cinsel yaşam için de iyi bir yatak gerekmektedir. Bursa’da aynı evi paylaştığım bir kaç travesti arkadaşla birlikte önce doktora gidip, vücut analizi yaptırdık daha sonra bize en uygun yatağı belirleyerek eski yataklarımızı yenileri ile değiştirdik.
Şimdi her sabah güne daha zinde ve uykumuzu almış olarak başlıyoruz. Herkese tavsiyemiz yatağını uygun bir yatakla değiştirmesi lütfen ihmal etmeyin.