Mevsimlere bir hal oldu

Eskiden ilkokul sıralarında ilk öğrendiğimiz konu ilkbahar, yaz, sonbahar, kış iken şimdilerde aralardan bahar ve sonbahar çıktı geriye sadece yaz ve kış kaldı. O aylarca uğramış yaptığımız sınıftaki panoya astığımız mevsimler tablosu tarih oldu.

Artık mevsimler baharı es geçip, bir sonraki sezona ani geçişler yapıyor, yaz kadar sıcakken bir anda hava sonbahara dönüyor, yağmurlu hava geliyor… Bahar aylarındaki değişken hava depresyondan ülsere, baş ağrısından yorgunluğa kadar birçok rahatsızlığı da beraberinde getirebiliyor. Ani ısı değişimleri bende ise psikolojik rahatsızlıklara neden oluyor. Bir anda güneşin kaybolmasıyla birlikte çöküş yaşıyorum. Bahar yorgunluğu benim gibi birkaç arkadaşımda da halsizlik, enerji azlığına neden olmuş olacak ki, Bodrum travestilerinden bir grup arkadaşın verdiği kışa veda partisinde kimsecikler yoktu. Oysa geçen sene hatırladığım kadarıyla kalabalık bir grup toplanmış ve çok eğlenmiştik.

Günlerin uzaması, saatlerin ileriye alınması gibi faktörler vücudun hormon dengesini değiştirerek uyku düzenini olumsuz olarak etkiliyor. Uyku düzenindeki bu değişiklikler vücudun yeterince dinlenememesine, kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesine ve unutkanlığa yol açıyor. Yetersiz alınan gün ışığı, beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynarken, biyolojik saatin bozulması ile depresyona açık hale geliriz. Sanırım benim psikolojimin bozulmasının temel nedeni de bu. Açık güneşli havalarda daha neşeli, kapalı, bulutlu havalarda cansız ve melankolik olan benim gibi kişilerde, çoğu zaman altta yatan mekanizma biyolojik saatteki aksamalardır.

Mevsim değişikliklerine uyum sağlamayan kişiler sıklıkla nezle ve grip olurken aralarında alerjik rinit rahatsızlığı olanlar için bu durum çekilmez bir hal alır. Yılın altı ayı elinden kağıt mendil düşmeyen bu insanların en büyük sıkıntısı dışarı çıkmaya korkmalarıdır. Ya bütün baharı evde geçirip, sokağa hiç çıkmadan yaşayacaklar ya da başlarına gelecek olanlara razı olup, baharın tadını çıkaracaklar. Bu aslında tam bir yaman çelişki.

Bu durumları yaşamamak için yapılması gereken bazı basit uygulamalara değinecek olursak, dengeli beslenmek, düzenli uyku, dinlenmek, spor, her gün düzenli banyo yapmak ve sigara içmemek  bağışıklık sistemini güçlendirirken bizleri de bu ani hava değişimi hastalıklarından koruyacaktır.

 

Aşkın halleri

Yaz mevsimi geldiğinde hepimizin içinde bir kıpırtı başlaması gayet normal çünkü yaz ayı demek aşk ayı demektir. Aşk herkesin yaşamak için can attığı tatlı acı biber gibi bir lezzettir. Bütün kış aklımızı ve bedenimizi kış uykusuna yatırdıktan sonra yeni filizlenmiş bir çiçek gibi açmak isteriz. Yaz tatili planları, neşeli müzikler, kahkahalar ve tabi ki yaz aşkı.

Aslında yaz geldiği için değil aşk mevsimi geldiği için aşık olur insan ve bütün aşklarımızın birbirine benzediği gerçeği hangi mantıkla açıklanabilir ki… Yaşadığımız duygunun adını aşk koyabilmek için, partnerimizin beş duyumuz tarafından da onaylanması gerekir. Onaydan kastedilen, çok güzel ya da çok yakışıklı olması değil. Ama kimyasında hayranlık barındıran aşkın var olabilmesi için gözün çirkin bulmaması, ses tonunun itici gelmemesi yani beş duyumuz tarafından onaylanabilir özelliklerde olması gerekir.

Hayat boyunca aşık olduğumuz insanların neden hep birbirine benzediğini düşündünüz mü?  Aşkı ararken aslında çocukluğumuzda yaşadığımız duyguları yeniden yaşamak için hareket ederiz. Bazen eski bir anı yeniden canlandırır, bazen ise anne babamızda gördüğümüz güzel huyları ararız. Ankara travestilerinden Sanat’ın bir cümlesi gelir hep aklıma aşık olduğumda “bir insan kendine her zaman anne ya da babasını hatırlatacak kadına veya erkeğe aşık olur” derdi. Bilimsel olarak bir açıklaması var mı bilmem ama bu sözün doğruluğuna kalıbımı basarım. Aşkın da ismin halleri gibi halleri olması da şaşırtmıyor beni, aşkta çok sevme gözü kapalı olma hali, ismin e haline benzerken, Aşkın en can acıtıcı ayrılık vakti ise ismin den haline benziyordur. Belki size aşk acısını yaşatan kişiden sonra kullanmışsınızdır den halini çünkü her zaman lazım olmaz insana ancak kırık bir kalbin telafisinde işe yarar. Kız kıza yapılan bir ‘yaz aşkına veda’ töreniyle, içinizdeki acının zehrini akıtın gitsin. Spor yapmaya, yürüyüşlere vakit ayırmaya gayret edin. Hem yaz boyunca yakaladığınız fit görünümü sürdürmeniz hem de aşkın acısını atlatmanız için spor yapmak işinize yarayacak. Spor yaparken salgılanan hormonlar sizi depresyondan uzak tutarken, kız arkadaşlarla bol bol isimleri yazmak yerine den den işareti koyacak vaktiniz olacak dedim ya işte şimdi aşkın den halinin tam sırası. Aşkınız kalbinizden hiç eksik olmasın aşkla kalın.

Kepek sorunu

İnsan olmak demek bazı istenmeyen sorunlarla da başa çıkmayı bilmek demektir. Hepimiz çocukluk döneminde oyun oynarken, düşüp bacağımızı kolumuzu yaralamışızdır, ergenlik döneminde yüzümüzde çıkan sivilcelerle boğuşmuşuzdur. Boyumuzun kısa kalmasından korkmuş, şişmanlık derdine mutlaka yakalanmışızdır. Kısacası sorunların biri biterken diğerinin başlamasına alışkınız.

Ama öyle bir sorunumuz var ki yaşadığımız her dönem başımızın belası olmayı sürdürmüştür. Başımızın belası dememim bir nedeni var tabi ki çünkü sorun başımızda.Evet bu akılla, saçların seyrekliğiyle ya da kıvırcık veya düz saçlara sahip olmamızla alakalı değil, direk olarak kel olmadığımız sürece saçımızla daha açık söylemek gerekirse saç derimizle ilgili bir sorun. Özellikle koyu renk kıyafetler giydiğimizde omzumuzun üzerine dökülen kepeklerden bahsediyorum. Hani eczanelerdeki tüm ilaçları kullanmamıza ragmen bir türlü yok edemediğimiz o beyaz küçük toz zerreleri. Sizi bilmem ama ben kendimi bildim bileli şampuanlar değiştirmekten, eczanelerde ilaç yaptırmaktan bıktım. Benimle aynı sorunu yaşayan İstanbul travestilerinden bir arkadaşımla en son bitkisel ürünleri kullanmaya karar verdik ve sanırım bu kez işler yoluna girecek. Kullandığımız bitkisel ilacın tek kötü yanı onu kullanırken başka bitkisel şeyler kullanmamamız gerekmesi, yani bitki çayından, ıhlamurdan bir süre uzak kalacağız.

Doğaya şöyle bir göz attığınızda önünüze en çok hangi yaban bitkisi çıkıyor. Şimdi Ankara’da, İstanbul’da ne bitkisi dediniz duydum Doğru siz de haklısınız büyük şehirlerde öyle istediğiniz an doğaya çıkmak bir hayalden öteye gitmiyor. O zaman düzeltiyorum ve gittiğiniz her aktarda en çok bulunan bitkiyi soruyorum. Cevap sanırım ısırgan otu oldu. Evet ısırgan otu pek çok sorun gibi kepeğin de tek çözümü. İmdi sizlere ısırgan otu ile nasıl bir kepek ilacı hazırlayabileceğinizi yazacağım benim gibi kepek sorunu olanlar bu tarifi bir yere not etmeyi unutmasınlar.

Isırgan otunu (yaklaşık dört-beş gram) iki bardak kaynamakta olan suda ağzı kapalı olarak beş dakika kadar haşlayın. Soğuduktan sonra süzün. Saçlarınızı ön yıkama yapıp temizleyin, ardından bu süzdüğünüz ısırgan otu suyunu saçlarınıza boca edin. Yarım saat boyunca bekletin. Ardından sadece suyla durulama yapıp, kesinlikle şampuan kullanmadan banyodan çıkın. Bu uygulama ile sadece kepeklerden kurtulmayıp, saçlarınıza canlılık ve parlaklık da kazandırırsınız.Tarif benden uygulamak sizden, sevgiyle kalın.

Godot’u beklerken

Başlığa bakıp ha şimdi bizi Rus klasiklerle boğacak diye bekliyorsanız çok beklersiniz. Bizim hikayemiz deki Godot sadece aşırı asosyal, sıkılgan ve beceriksiz bir erkek. Hani şu sizin de etrafınızda bolca bulunan garip ama seksi tipler var ya tam da onlar işte bizim Godot.
Nerden geldi aklıma bu hikayeye Godot demek bilmiyorum ama Türkçe’de bir çağrışım yapmak istemiş de olabilirim her neyse gelelim bizim Godot’a, uzun zamandan beri İstanbul travestilerinden Sanem’in beğendiği yakışıklı bir delikanlı var sosyal medyada, ara sıra yazışıyor ve havadan sudan konuşuyorlar. Hatta geçenlerde bir akşam gezmesinde burun buruna geldiler, bizim Godot, sadece iyi akşamlar demekle yetinip yoluna devam ederken, Sanem’in gözünü bir türlü delikanlıdan alamadık. Anladığım kadarıyla abayı çoktan yakmış olan Sanem karşı taraftan bir hareket bir davet bekliyor. Godot’u beklerken o kadar heyacanlı ve deli dolu oluyor ki, ayakları yere basmıyor. Zaten aşk dediğin de böyle bir şey galiba, galiba diyorum zira ben aşkın daha ne olduğunu anlayamadım. Bu erkekleri anlayacağımı da hiç zannetmiyorum. Benim dünyalar güzeli arkadaşım ondan bir hareket bekleyedursun, garip asosyal yaratık da tık yok. Sürekli arkadaşıma destek olmaya çalışıyorum madem o açılmıyor git sen konuş diyorum. Neymiş efendim bizim toplumumuzda kadının açılması hoş karşılanmazmış, oysa biz yabancı filmlerde kadınların aşk teklif etmelerine alkışlarla karşılık veriyoruz ve harika diyoruz. Kadın ve erkek eşittir diyip duruyoruz ama iş açılma mevzuna gelince ilk adımı erkekten bekliyoruz. Bu nasıl bir eşitlik anlayışı anlamış değilim. Yanınıza gelip senden çok hoşlandım diyen kadını basit algılamak ve hakkında kötü konuşmak bizim erkeklerin genlerinden var.
Ben her ne kadar arkadaşıma git açıl dediysem de o beni dinlemedi ve Godot’un açılmasını bekledi. Godot açılana kadar aylar geçti ve bizim kız kendine yeni sevgili yaptı. Kaybeden kim oldu derseniz bence aşk oldu. Harika gelişecek bir aşk, gelenek göreneklere kurban edildi. Ne yapalım bizim de kaderimiz buymuş. Siz siz olun sevdiniz mi yapışın yakasına aşkı hiçbir şeye kurban etmeyin. Sevgiyle kalın.

İsminiz aslında kişiliğiniz

Adınızın karakterinize yansıdığını biliyor muydunuz? Buna bilimsel adıyla akrofonoloji denilmektedir. Gezegenlerin harfler üzerindeki etkisine göre hareket eden bir bilim dalı olan akrofonoloji, isimlerinizin enerjisine ve frekanslarına dayalı bir bilimdir. Her ismin karekteristik bir özelliği vardır bu nedenle kendisine isim seçme şansı olmayanların ailelerin çocuğuna isim koyarken mutlaka bu bilim dalından yaralanmasını tavsiye ediyorum. Bin dokuz yüz kırk beş yılında ünlü bir astrolog, yaklaşık on milyon isim üzerinde çalışarak bir doğum haritası hazırlamış ve sonuç her ismin kendine özgü bir kişiliği yansıttığı gerçeği.

Örneğin en çok kullanılan Mehmet ismin bu bilime göre bir analizini yapacak olursak, Mehmet ismi, vatansever,hayatta kalmayı başarabilen, merhametli  ve fedakar kişiliğe sahip insanlarda görülmektedir. A harfi ile başlayan isimlerdeki kişiler çok enerjik, S harfi ile ismi başlayan kişiler ise iyi bir proje hazırlayıcısı oluyorlarmış. Sizde isminizi akrofoloji bilimine göre analiz edebilirsiniz. İş seçerken de bu bilimi kullanmak isteyenler  için S harfi; mimar, mühendis, yazar, gazeteciyi çağrıştırıyor.

M harfi; finans, pazarlama, serbest ticaret.

K harfi; şirket üst düzey yöneticisi.

L harfi; sanatın tüm dalları.

C harfi; özellikle güzel sanatları.

B harfi; personel müdürlüğünü.

P harfi; tüm dallarda başarıyı çağrıştırıyor.

İçinde A, K, S, M, U, Y harfleri olan ise borsa gibi işlerde daha başarılı olabilirler. İstanbul travestilerinden birkaç arkadaş bu akrofoloji bilimini anlatan kitabı nerede bulabilecekleri konusunda  beni aramaya başladılar bile, eminim büyük kitapçılarda isimlerin anlamının yazılı olduğu bir kitabı kolayca bulabilirsiniz.  Biz travestilerin neyse ki bu konuda şansı var ve kendi isimlerimizi koyabiliyoruz. Bundan sonra kendine isim arayanların bu bilimi de dikkate almasını temenni ederim. Ayrıca isim olarak kendisine Nalan, Hüzzam, Hüsran gibi acı çağrıştıran isim koyanları da hemen isimlerini değiştirmeye davet ediyorum. İsimlerimiz kişiliğimizi yansıttığına göre böyle hüzün veren isimler seçip mutsuz bir hayat sürmenin bir anlamı yok. İsminizin sizi yansıtmadığını düşünüyorsanız mutlaka istediğiniz bir ikinci ismi ekleme yapın ve onu kullanmayı tercih edin. Ağır ve kasvetli isimler yerine hayatta başarılı olmuş, mutluluğu yakalamış kişilerin isimlerini alabilirsiniz. Bu hayatta herkesin bir idolü vardır mesela kendinize onun ismini koyabilirsiniz. Bir sonraki yazıda buluşuncaya kadar kendinize iyi bakın. Sevgilerimle.

İlişkiler

Kiminin derdi sadece sevgi, kiminin sadece ilgi, bazıları ise daha ne istediğinin farkına bile varamamış. Hayatı bir sitem etme yeri gibi gören her şeye dır dır yapan, hiç mutlu olmayan insan tipleri vardır ya hani, işte onlarla ilişkilerde her zaman temkinli olmak gereklidir. Aslında herkesin kendince haklı olduğu bir yön mutlaka vardır ama ben Nasreddin Hoca değilim ki sende haklısın diyebileyim.  Haklı olduğunda yüzde yüz emin olanlar bir de haklıyım ama benimle ilgilenmiyorsun haklı olduğumu kabul etmiyorsun diye kızarlar bir de onlarla uğraş. Hayatım sanki sitemler dinlemeye gelmişim gibi bir kısır döngüde giderken ara sıra ben de sitem etme hakkını kendimde buluyorum.

Nerde görülmüş öyle şahane ve yolunda giden ilişkiler, ilişki deyince yanlış anlaşılmasın illa kadın ve erkek arasında olandan bahsetmiyorum. Bazen annenizle bile anlaşamaz tartışır ve sitem etmeye başlarsınız, Ankara travestilerinden Ayca, bu konuda oldukça tecrübeli yakında bir terapi odası açmayı bile düşünüyor evinde, sitemi olan gelsin diye de reklam yapacakmış. İşin şakası bir yana hayat öyle sanıldığı kadar kolay geçmiyor sadece hızlı geçiyor. Sevmeyi bilen ve empati kurabilen insanlar boş sitemlere kulak asmasa da gerçekten bir haklılık payı varsa sitem eden tarafın haklısın demeyi biliyor da, şu anlayışı kıt, vurdumduymazlar yüzünden oluyor ne oluyorsa.

Her ilişki inişli, çıkışlı gider zaten monoton giden bir ilişki kimseye mutluluk da vermez. Mesela hiç kavga etmediğiniz bir sevgiliniz olsa iyi günlerin kıymetini nasıl anlarsınız? Birbirinizi yiyeceksiniz ki, barışınca dünya yeniden sizin olsun. Sitemlere de fazla takılmayın öyle, azıcık alttan alın. Alttan almak dünyanın sonunu getirmez korkmayın, sadece sevdiğinizin gönlü hoş olsun ki, sizin de gönlünüz hoş tutulsun. Şu dünyanın kurallarını öğrenemedik gitti. Hep kendimizle savaşıp duruyoruz. Biraz d akışına bırak “dere her zaman yolunu bulur.” Kaos yaratıp sonra da sitemler yağdırarak elde edemediklerinizi, gönüller fethederek elde edin.

İnsanoğlu egoları yüzünden dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmekten vazgeçtiği gün, biz hala dünyada olur muyuz bilmem ama, dünyanın cennet olacağı kesin. Benim tanıdığım Antalya’da yaşayan bir travesti var mesela o bu konularda tam bir polyanna zaten lakabı da polyanna olan bu arkadaş dünyanın sırlarını çözmüş mutlu mesut yaşayıp gidiyor. Bazen gidip ondan ders alasım geliyor. Sitemlerle baş etme dersi 1, benim gibi sorunluları da bekliyorum derslere, hadi hayırlısı.

Kalp sağlığı haftası

Yaşadığımız bu hafta dünyada kalp sağlığı haftası olarak adlandırılıyor. Kalbimiz atmayı bıraktığı gün bütün işlevlerimiz çalışıyor olsa bile sonumuz ölüm olacaktır. O nedenle kalp sağlığımıza her şeyden daha çok dikkat etmemiz gerekir. Dünyada erken ölümlerin başında gelen, kalp ve damar hastalıkları genç, yaşlı demeden can almaya devam ediyor. Ülkemizde ölümlerin yüzde altmış altısı maalesef kalp hastalıkları nedeniyle ani ölümler olarak kayda geçiyor. Daha dün sapasağlam yolda gördüğünüz birinin ansızın kalbinin durduğunu öğrendiğinizde hissettiğiniz acının sizinde başınıza gelmemesi için bir takım önlemler almak zorundasınız. En azından ben tanıdığım bütün insanlara kalplerini sevmelerini ve onu korumak için neler yapmalarını gerektiğini anlatmak isterim; şimdi beni can kulağıyla dinleyen Manisa travestilerinden Afrodit, elinde tuttuğu  duman makinesi, akciğer düşmanı sigaradan uzak kalmadığı sürece bu anlattıklarımın ona hiçbir faydası olmayacak. Öncelikle sigara kullanmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Her çeşit sigara içimi kalp damar hastalığı için kaçınılmaz bir risk faktörüdür. Kesinlikle içilmemelidir. Sigara dumanı olan yerlerden uzak durulmalı, pasif içicilik olmamalıdır.

Hayatımızın ergenlik dönemi hariç geri kalan kısmını diyet yaparak, kepekli ekmek yiyerek üç beyaz zehir olan şeker, un ve tuzdan uzak durmalıyız. İşlenmiş gıdalar yemek yerine ev yemeklerini ve mevsimine göre sebzeleri tüketmeliyiz. Haftada en az iki defa balık yemeliyiz. Balıkta bulunan omega yağları hem kalbimizi yormayacak hem de bol miktarda folik asitin alınımını sağlayacaktır. Her türlü egzersiz kalp damar hastalığı riskini azaltır. Sağlıklı yetişkinler haftada  iki üç saat veya günlük otuz ya da altmış  dakika orta şiddetli fiziksel aktiviteyi hayat tarzı haline getirmelidir. Beden ağırlığımıza her zaman dikkat etmemiz gerekir aşırı kilo alımı kalbi yoracağından kalp damarlarımızda tıkanıklık kaçınılmaz olur. Aydın travestilerinden Bade gibi bunu takıntı haline getirmeyin ama, güzde iki kere basküle çıkıp inmek ve her yemekten sonra tartılmak moralinizi bozabilir onun için haftada bir kez sabahları aç karnına tartılın. Son olark altı ayda bir kan verip değerlerinize baktırmayı ihmal etmeyin. Özellikle kanda kolestrol değerlerini, kan basıncınızı, şekerinizi kontrol altında tutun. Hayattan daha fazla zevk almak ve hastanelerden uzak kalmak için kalbinize değer verin. Kalpten sevgilerimle. Hoşcakalın.

 

Zayıflamayı kafaya takmayın

Yaz geliyor hanımlar spor salonlarına akın etmiş durumdayız. Saatlerce koşu bandında ter döküp, yakışıklı hocalar eşliğinde spor yapıp kalori yakmaya çalışıyoruz. Oysa zayıflamak için harcadığımız bu enerjiyi sevgili bulmaya ayırsaydık şimdi çoktan form tutmuş olurduk. Bu İclal de iyice kafayı yedi, her şeyi birbirine karıştırtıyor  yine alakasız bir konuyu , bir diğerine bağlamış diyeceksiniz. Yok alınmam, istediğinizi söyleyin ama yazdıklarıma da göz ucuyla bir bakın da araştırıp sizin için derlediğim haberlerden nasibinizi alın.

Evet sevgili dostlarım en hızlı kalori yakılan etkinliğin seks  olduğu kanıtlandı. Sadece öpüşmek için bile otuz kalori harcanıyor. Bu kadar seksi bir zayıflama methodu varken, siz koşu bandını tercih ediyorsanız siz bilirsiniz.  Öpüşme esnasında yüz kasları yanında pek çok kas istem dışı çalışarak kalori yakılmasını hızlandırırken, sevgiliye yapılan bir masajın iki yüz kaloriyi erittiği, yorulan kollarınız ve parmaklarınızn boşa gitmediği hem sevgilinizi memnun ettiğiniz hem de zevkli bir şekilde kalori yaktığınız için mutlu olduğunuz söyleniyor. Adana travestilerinden Bade bu yazıdan sonra, spor salonundan üyeliğini sildirip, sevgilisinin yanında almış soluğu, hayırlı kalori yakmalar dilemek düşer bize de.

Seksin en hızlı kalori yakma yöntemi olması bir yana doyuma ulaşan kişinin bir saat sonunda yaktığı kalori tam tamına beşyüz kalori imiş. Ben saatlerce koşup yakamıyorum bu kaloriyi, demek ki neymiş başta söylediğim gibi bir sevgili şatmış.

Seks esnasında bütün bedenimiz senkronize olmuş bir şekilde çalıştığından bisiklete binmek, ağırlık kaldırmakla uğraşmak tarih oluyor. Yok bu akşam seks yok diyorsanız koyun bir hafif müzik cd çalarınıza sevgilinizle dans etmeye başlayın. Romantik bir dansın sonunda hem çok eğlenmiş olacaksınız hem de fazla kilolarınızdan kurtulacaksınız. Aşık olmak zaten, kiloları erittiğinden hemen aşık olup, işe başlasanız yaz gelmeden forma girmiş olursunuz.  Yazın sıcak kumlarda, sevgilinizle güzel fotoğraflar çektirmek, muhteşem fit vücudunuzu sergilemek için bu yöntem biçilmiş kaftan. Benden söylemesi, karar vermek sizin insiyatifinize kalmış. Bodrum travestilerinden Sanat, bu yaz beni evine misafir olarak davet etti. Bodrum akşamlarının tadını çıkarmak için ben şimdiden kalori yakmaya başladım bile, darısı sizlerin başına anlarsınız ya…

Yaz saati

Bazen kendime niye gelemiyorum kafam hep niye bozuk diye düşünüp duruyorum. Örneğin geçen cumartesi akşamı  arkadaşlarla biraz takılıp stres atayım diye dışarı çıktım. Eve döndüğümde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uykumun da bastırmasıyla bir duş alıp yattım. Pazar sabahı ise olduğundan biraz erken kalkıp, spor yapmayı planladım. Tabi ben erken katlığımı bir saat spor yapacağımı zannediyordum ki, cep telefonumun saatinin vaktin öğleye yaklaştığını göstermesiyle bütün enerjim yerle bir oldu.

Meğer gece saatler ileri alınmış tabi akıllı telefonlar bu uygulamayı otomatik yapıyorlar. Kısacası bu yaz saati uygulaması yüzünden bir saatlik spor zamanım elimden alınmış oldu. Gerçi ben ucuz yırttım. Altı üstü spor yapamamıştım. Pazar günü brunchda buluşma sözü veren, Bursa travestileri ile İstanbul travestileri saatleri uyuşmadığı için bir türlü bir araya gelip birlikte kahvaltı yapamamışlar.

Senede iki kez oynanan bu saat uygulaması yüzünden kafam bir ileri, bir geri gidiyor. En az bir hafta yeni saate ayak uyduramıyorum. Bu sadece benim sorunum da değil, dünya üzerinde yapılan bir araştırmaya göre yaz saati uygulaması enerji tasarrufu sağlamadığı gibi, kazaların artmasına ve iş verimliliğin düşmesine neden oluyormuş.

Yaz/Kış saati uygulamasının yarattığı sorunlar bilim adamları tarafından çok uzun süredir tartışılmaktadır. “Bu uygulama, sadece zaman takibini zorlaştırmakla kalmaz; aynı zamanda seyahatleri, fatura işlemlerini, kayıt tutulma süreçlerini olumsuz etkiler; dahası, tıbbi cihazların, ağır ekipmanların, yüksek teknolojik cihazların ve bilgisayarlarını çalışmasını bozar ve tabii ki, uyku döngüsünün sapmasına neden olur.” Diyen araştırmacıları dikkate almayan ülkeler de kişiler üzerinde bir araştırma yapmak gerektiğini düşünüyorum. Örneğin en başta beni denek olarak kullanabilirler, yazın ileri saat, kışın geri saat derken,şakülüm kayıyor ve uyku problemleri yaşıyorum zaten düzensiz bir hayat süren insanların böyle bir sıkıntısı yok tabi, oysa sabah işe gitmek zorunda olanların neden bir  saat uykusundan çalıyorsunuz.

National Geographic’in yazdığı haberlere göre, ileri ve geri saat uygulaması  1. Dünya Savaşı’nda bir miktar fayda sağlamış olsa da, sonrasındaki dönemlerde bunun herhangi bir işe yaradığına dair herhangi bir bilimsel veri bulunmamaktadır. Tufts Üniversitesi profesörü olan ve bu konuda önemli eser olan “İleri Sarın: Yıllık Saat Uygulaması Çılgınlığı”nın yazarı Michael Downing, bunu çok hoş bir şekilde ifade etmektedir:

“Yüz yılı aşkın bir süredir bu diktaya boyun eğdik. Ama kimse, neden böyle bir şey yaptığımızı açıklayamaz bile!”

Sanırım dünya üzerinde en mantıksız işi yapın deseler bundan daha iyisi olamazdı. Şimdi sarın geri ve verin benim bir saat uykumu ya da sabah sabah bozduğunuz moralimi. Sevgiyle kalın.

Kocan kadar konuş

Dünyanın bütün yükünü biz kadınların üzerine yıkmaları yetmiyor bir de  daha çocukluktan itibaren büyüyünce evlenip yuva kurmamız bekleniyor. Yok arkadaş ben sonsuza kadar tek başıma, kimsenin derdini, dırdırını çekmeden yaşarım demek gibi bir şansımız da yok.

Kadın olmanın tüm zorluklarına katlanırım da şu ne zaman evleniyorsun kız, hal bir koca bulamadın mı lafları var ya işte onlara hasta oluyorum Çok meraklıysanız siz önden buyurun diyesim geliyor, bakıyorum zaten hepsi evlenmiş, barklanmış sanki maden var bu kocalarda. İşte tam da benim gibi düşünenler için vizyona yeni bir film girdi bu hafta “kocan kadar konuş” filmin ana konusu otuzuna gelmiş ama hala bir koca bulamamış zaten bu işlerden de pek anlamayan Efsun’un koca arama yollarında yaşadığı komik hikaye.

Sanki evlilik tüm dertlerin ilacı dünyanın en mutlu olayıymış gibi özellikle evin büyükleri kadınlar üzerinde baskı kurmaya bayılırlar. Aman senin düğününü görmeden gidersem gözüm açık kalır diye de tehdit ederler. Biz travesti birkaç arkadaş gittik bu filme gerçekten çok komikti. Hatta filmin bazı sahnelerinde Konya travestilerinden Bahar, gülme krizine girdi. Zor eve getirdik film çıkışı hala gülüyordu. Nedenini sonradan açıkladı yahu dedi biz de kadınız ama bize evlilik müessesesi yasak. İstesek de o filmdeki kadının durumuna düşmeyeceğiz diye üzüntüden güldüm dedi. İşte orada bizim balatalar da koptu, başladık hep beraber gülmeye hani bazen güleriz ağlanacak halimize derler ya işte tam ondandı.

Her kadının gelinlik giyme hayali vardır, küçükken bez bebeklerimize beyaz bezlerden gelinlik ve duvak yapıp, evlendiririz. Sonra büyüyünce o bebeğin yerine kendimiz geçmek bembeyaz bir gelinlikle kalbimizin sahibine evet dediğimiz günü bekleriz.

Şimdi bize bunu çok görenlere kızmamak elde değil. Her neyse biz konuya dönelim. Yoksa bu konu daha çok su kaldırır. Bak oradan atladı lafa hemen, İstanbul travestilerinden Bade, ben gönlümün sahibini buldum sıra gelinlikte diye. Bana soracak olursanız evliliğe hiç merakım olmadı, iki insan birbirini sevdi mi, öyle imzaya falan ihtiyaç olmaz. İmza dediğin gönüllere atılır. Kagıt parçasında olan gönlünüzde yoksa evliliğin de kimseye hayrı olmaz. Mutluk bir çimendir, bastığın yerde biter demiş bir filozof işte bende mutlu olduğum kadar yalnızım. Sevgiyle kalın.