Utanmadan cevap veriyorum

Hepimizin aklının ucunda bir sürü soru sorulmayı ve cevap almayı bekler ama maalesef toplum tarafından dışlanmaktan korktuğumuz için bu soruları sormaya çekinir ve utanırız. Şimdi ben size en azından bu soruların benim kafamı kurcalayan bir kaç tanesinin cevabını vermek istiyorum. utanmayın sorun sloganımız olsun ve ne merak ediyorsak soralım. Keşke şimdi bu siteden sorularınızı duyabilsem ve onlara da mantıklı birer cevap oluştursam ne yazık ki şimdilik bu mümkün görünmüyor.

Gelelim aklımda ki belki de bir çoğunuzun aklındaki o utanmaz sorulara, denize çiş yaparsak ne olur? ay çok ayıp sen denize mi çiş yaptın? yap kardeşim ne olacak deniz dediğin yere bütün deniz canlıları çiş yapıyor hatta şehrin bütün kanalizasyonu da oraya akıyor. Korkma hiç bir şey olmaz ayrıca seni ayıplayan, san uzaydan gelmiş yaratık muamelesi yapan o insanlar var ya fırsatını bulduğunda çaktırmadan aynı utanmaz işi onlar da yapıyorlar. Sabah ereksiyonu neden var?Gece uyurken idrar kaçmasın diye penis erekte olur. Merak edilen sorunun cevabı bu kadar basit. Sen ne sanmıştın adam her gece rüya görecek değil ya ayrıca bir de yanında rüya görüyor diye ayıpladın ya adamı çok ayıp ettin. Bursa travestilerinden Derya son lafım senin içindi. İnsanlar korkunca neden altına işer?İnsanlar korktukları anda, beyne giden sinyaller karışır ve beynin ön lobu işini istediği gibi yapamaz. Bundan dolayı insanlar altlarına idrarını yapar. Konular hep çiş üzerine değil elbette ama ben burada en çok utanılan ve sorulmayan soruların cevabını bulmak istiyorum konu hep oralara kayıyor şimdiden hepinizden özür dilerim.

Gaz tutmak sağlıklı mı?Gaz çıkarma ihtiyacı normaldir ve geldiği zaman onu çıkartmak gereklidir. Eğer tutarsanız bu pek sağlıklı olmaz. Gaz tutmak ileride birtakım sağlık sorunları ortaya çıkarabilir. Bunlardan bir kaçı basur, kanama ve bozuk bağırsak sendromudur. tabi ben böyle söyledim diye olur olmaz yerlerde de koy vermeyin sessiz ve derinden kokusuz olursa tamam da kokan bir gaz çıkarma sizi ele verir. Yıllar önce yurt dışında yaşayıp dönen bir travesti arkadaşım Avrupalıların rahatça gaz çıkardığını gegirdiğini söylemişti herkes aynı anda ay iğrenç diyivermişti. Oysa bunlar gayet insani olaylar utanmayın sorun cevaplayalım. Sorularınızı bana bu sayfadan ulaştırabilirsiniz. Hoşçakalın.

 

Biri sizi dinliyor

Son zamanların moda deyimi ile dinleniyor olabilirsiniz. Hepimiz biraz paranoyaya kapılıp dinlendiğimizi düşünmeye başladık. Sanki yurt dışı çalışan ajanların işi gücü yokmuş da sizler gibi sade vatandaşları dinlemeye başlamış gibi telefonda konuşurken acayip dikkatli davranmaya hatta internette gezerken gizli mod açmaya başladık.

Telefonunuzun dinlendiğini nasıl anlayabilirsiniz tarzından bir sürü makale okudum. İşin açıkçası ben bu konulara çok takılmıyorum ama sizlerin merakını gidermek için konu hakkında edindiğim bilgileri paylaşmaya karar verdim. Belki uygulamak ve dinlenmediğinizden emin olmak istersiniz.

Telefon dinlemelerinin en sağlam ve herkes tarafından bilinen belirtisi telefonla konuşurken hatta oluşan cızırtılar, tıkırtı ve ekolardır. Bunlar telefon hattınızda sizinle birlikte bir başkasının daha olduğunu gösteren en belirgin işarettir. Cep telefonunuzun şarjı eskisine göre daha çabuk bitiyorsa yani daha sık şarja takmak zorunda kalıyorsanız bu durumda dinlendiğinizin işareti olabilir. Şarjın çabuk tükenmesinin sebebi, mikrofonunun etraftaki sesleri toplayarak iletiyor olmasıdır. Ya da bizim Antalya travestilerinden Bade’nin telefonu gibi açıkken şarj edildiği için şarjın ömrü bitmiş olabilir. Bunu anlamanın en kesin yolu yeni bir batarya alıp, telefonu öyle kullanmaktır.

Uzun süre hiç konuşma yapmadığınız çantanızdan bile çıkarmadığınız telefonunuz kendiliğinden ısınıyorsa sizden hariç biri telefonunuzu kullanmış demektir. Telefonunuzda kullanılan casus bir yazılım varsa, yazılım kullanılmaya başlandığı anda kaynağa bir SMS gönderir. Bu nedenle kullandığınız operatörden her ay için ayrıntılı fatura istemek akıllıca olacaktır. Söz konusu bir casus yazılım varsa gönderdiği SMS faturada görülebilir. İlla dinlendiğinizi düşünüyorsanız son zamanlarda telefonlara indirilen bir programla bunu tespit etmek çok kolay. İnternetten böyle bir yazılım satın alabilirsiniz. Şüphe en tehlikeli silahtır ve insanoğlunun şüpheyle yaşaması aynı yatakta zehirli bir yılanla yatmasına eş değerdir. Açık alanlarda bulunan internet hatlarını kullanmaktan kaçının. Telefonunuzu sıklıkla fabrika ayarlarına döndürün, bilmediğiniz, güvenmediğiniz uygulamalara girmeyin. Ama şimdi akıllı telefonlarınıza yüklediğiniz yüzlerce fotoğraf, rehberde bulunan onca numara ve mesajlar formatla birlikte silineceğinden sanırım format atmak düşünülecek son yöntem oluyor. Bizim travesti arkadaşlar da fotoğrafları silinirse çok üzüleceklerinden en iyisi şu dinlenme saplantısından kurtulup, normal hayatımıza devam etmek olacaktır. Korkmayın kimse bizi dinlemiyor. Sevgilerimle.

Bu sözler olay olur

Bazı sözler vardır bir yerlerde okuduktan sonra uzun süre etkisinden kurtulamaz. Bir yerde denk getirsem de söylesem diye bakarsınız. Benim gelmiş geçmiş şairler içinde en beğendiğim sözleri yazmış olan İran’lı Hayyam’dan dörtlükleri bazen arka arkaya sıraladığım olur. Bazen ise yazarını bile bilmediğim harika sözler duyar ve içimden söyleyeni tebrik ederim. Bizim de özlü sözler söyleme konusunda tarih yazmış, Ankara travestilerinden bir arkadaşımızın söylediği şahane sözler vardır. İçimden ondan bu konuda ders alsam nasıl olur diye geçirdiğim de oluyor. Hani şöyle Survivor Turabi gibi konuşunca ortalığı yakıp kavurasım geliyor. Sen ne yaparsan sadece kendi dünyanın boyutunu değiştirebilirsin tabi eğer bir filozof ya da bilim adamı değilsen. Tüm insanlar öğretmek yani öğretmen olmak ister. Ama çoğunlukla da bu konuda başarısız olunur. Çünkü herkes öğrenci olamaz ve bu nedenle de herkese öğretmenlik yapılamaz.

Bazen bir yanlışı inatla savunuruz ya işte bunun nedeni yanlış olduğunu bilmediğimizden değil, yanlış yapmanın verdiği mahcubiyetten kaynaklanır. Kalem kağıda kızdığı için karalama yapmaz, amacı kağıtta kendinden bir iz bırakmaktır. Hepimizin bu dünyada amacı biraz olsun iz bırakmak ileride ismimiz anıldığında iyi bir şekilde yad edilmek istememiz değil midir? Oysa en son ne zaman şükrettiğimizi, bir iyilik karşısında teşekkür ettiğimizi bile hatırlamayız. Hayata bir eleştirmen gözüyle bakarken kendi yanlışlarımzı görmezden gelip, başkalarının yaptıklarını acımasızca eleştiririz.Oysa önce kendimiz bir şeyler başarmanın tadına varsaydık, bu uğurda biraz olsun ter dökseydik, bu kadar acımasız bir eleştirmen olmaya yüreğimiz dayanmazdı.  Yeni bir fikri benimserken de önce başkaları benimsesin çok kişi beğenirse ben de beğenirim diye bir adım geriden yaklaşmaz mıyız? Bir ağaca baktığında ne görüyorsun? Yakmak için odun mu, yazmak için kâğıt mı, oturmak için mobilya mı, gölge ve meyvesinden faydalanmak için bir bitki mi, ya da bir doğa harikası mı?  İşte bu soruya vereceğin cevap, sadece senin ihtiyacını belirlemeyecek hayata bakış açını da ortaya koyacaktır. Gençlik geldi, geçti. Üzülme. Yaşlılık da geçecektir. Herkesin gideceği son yerde, sana da yer var üzülme. Sevgiyle kalın.

 

Zengin olmanın yolları

Çalışmadan zengin olmanın bir yolu olsa siz de denemek isterdiniz mutlaka, babadan miras kalmadıysa nasıl zengin olacağız?  Yapmamamız gereken öncelikle zihnimizi bu duruma hazırlamak. Olumsuz ve can sıkıcı bahaneleri bir kenara atıp, hedefe odaklanmalıyız. Ben şans oyunlarında hiç kazanamam, zengin akrabam bile yok, bu devirde yüksek maaşlı işi kim kaybetmiş de ben bulacağım demeyin. Beyninizi yeni mesajlara açarak, pozitif düşüncelerle besleyelim. Evrende kendimize iyi olan düşünceleri alalım. Uykumuzda bile inanmamızı sağlamak için, yatmadan önce pozitif düşüncelerle besleyelim. Böylece; bu olumlamalar, uyuduğunuz süre boyunca negatif kesintilere uğramaksızın, bilinçaltınıza işleyecektir. ”Sevgili Yüksek Benliğim; seni, yaşamıma, bereket ve bolluğu çekmen sebebiyle programlıyorum. Şüphesiz ki, sen bunun sebebiyle gereken yaratıcılığa ve sınırsız güce sahipsin. İşte bu kadar kolay zengin olmanızın önünde engel olan tek şeyi yani negatif düşünceleri beyninizden kovmayı başardınız ve artık sizin önünüzde hiçbir güç duramaz.

Dünya olanca zenginiyle önünüze serilmişken sizin ondan yararlanmamanız düşünülemez. Öncelikle elinizdekini paylaşmayı öğrenmelisiniz. Evinizde fazla olan her şeyi başkalarına vermeye başlayın. Cebinizdeki her kuruşu ihtiyacı olanlara dağıtın. Bunları yaparken korkmayın, ben ne olacağım diye düşünmeyin. Dünya öyle güzel bir denge ile işliyor ki, boş kalan her şeyi yeniden doldurmaya başlayacaktır. Siz paylaştıkça gelen karşısında şaşırsanız da verdikçe, bereketlendiğini görüp, daha çok vermek isteyeceksiniz. Ankara travestilerinden Banu, geçen yıl böyle bir yöntemi anlatan bir programa gönüllü olarak katıldı.  Öğrendiği en önemli bilgi, gönlü zengin olmayanın cebinin de boş kalacağı olmuş. Paylaşarak, zenginleşirsiniz. Evinizde ve çalışma ortamınızda; dağınıklığa müsaade etmeyin, her şey olabildiğince düzen içinde olsun, böylelikle enerjinizi, lüzumsuz şeylere harcamamış olursunuz. Enerjinizi, ödenmemiş borçlara odaklamayın, aklınıza geldikçe onlara ışık gönderin ve yüksek benliğinizden, bunlara çabasızca ve en dar zamanda çözüm bulmasını isteyin. Zihninizi, paranın nereden geleceğini düşünerek, koşullamayın. Bu sınırlamaları getirdiğinizde, para enerjisini çekemezsiniz. Yüksek benliğiniz, gerekli yolları bularak bu sorunların halledilmesini sağlayacaktır.

Korkmadan ve çekinmeden paylaşın. Etrafa pozitif bir ışık yayın, Verdiğiniz hiçbir şeyin arkasından hayflanmayın. Unutmayın,  vermek, almaktan daha yücedir. Kendinize limit koymak yerine sınırsızca davranın. Kısa zamanda ulaştığınız zenginlik helal olsun. Hoşcakalın.

 

Köpek saldırısı nasıl atlatılır

Sabahları erkenden yürüyüşe çıkmaya bayılıyorum. Ama ne zaman erkenden sokağa çıksam en az beş tane tasmalı kocaman köpekle burun buruna geliyorum. Bu köpeklerin sahipleri büyük bir ihtimalle geceleri onları gezdirmeye üşendiğinden bahçeden dışarı salıveriyorlar zavallı hayvanlardan iplerinden boşalınca sağa sola koşarak etraftaki insanları rahatsız etmeye başlıyorlar. Öncelikle evcil hayvan sahiplerine bakamıyorsanız almayın demek istiyorum. Artık adım başı azgın bir köpekle karşılaşmaktan bıktım. Bir de bu köpekler tek karşınıza çıksa iyi, o zaman saldırmıyorlar ama eğer üç beş tanesi bir araya gelmişse topuklamanın faydası var.

Köpekler insanların onlardan korktuğunu korku anında salgıladığımız kokudan anlarlarmış. O yüzden topuklamanın da bir çare olmayacağını düşünerek bu konuda ne yapılması gerektiği hakkında bir araştırma yaptım. Bu araştırma benim gibi erkencilerin işine yarayacağı gibi,gece geç saatlerde evine dönene Ankara travestilerinden Bade’nin de kurtuluşu olacak.

Öncelikle kesinlikle panik olmayın. Eğer bağırırsanız ya da koşarsanız köpek kendini daha güvende hissedebilir ya da kendisini tehdit altında hissedebilir. Bu da size saldırma ihtimalini kuvvetlendirir. Köpeğe koz vermek diye bir deyim olsaydı tam da bu durumda kullanılabilirdi.

Bir veya birkaç köpeğin size yaklaşması durumunda ellerinizi, iki yanınızda dimdik ve hareketsiz tutun, gözlerinizi başka tarafa çevirin. Böylece köpek de ilgisini kaybedecek ve yürüyüp gidecektir. Sanki sen benim hiç umurumda değilsin gibi bir duruştan bahsediyorum hani ilgilenmediğimiz erkeklere yapıyoruz ya aynısından.

Ayaklarınızla köpeği tekmelemeye çalışmayın çünkü köpek bunu da tehdit olarak algılayacaktır. Zaten ben hayvanlara eziyet etmeye karşı olduğumdan ne olursa olsun bir hayvanın tekmelenmesine razı gelemem.

Köpekle göz kontağı kurmayın, göz kontağı kurmak da köpeğin saldırmasına yol açabilir. Köpekle göz kontağı kurmaktan kaçınarak geri çekilmesini söyleyin. Güçlü, derin, otoriter ve kendinden emin bir sesle “ Geri Çekil “ diye emir verin. Sonuçta bunlar sahipli ve eğitimli köpekler basit emirleri anlayacaklardır. Bir de pek çok insanın yaptığı gibi köpeklere taş atmaya kalkmayın unutmayın korkan hayvan her şeyi göze alabilir. En iyisi yasak olmasına rağmen çantanızda taşıdığınız biber gazını çıkarın ve hayvanın gözüne doğru sıkın. Sakın kendiniz koklamayın köpekler sersemlediği anda siz de sıvışın. Bütün bunları yaparak sabah yürüyüşlerime kaldığım yerden devam edebilirim. Bana katılmak isteyen buyursun.

 

Mevsimlere bir hal oldu

Eskiden ilkokul sıralarında ilk öğrendiğimiz konu ilkbahar, yaz, sonbahar, kış iken şimdilerde aralardan bahar ve sonbahar çıktı geriye sadece yaz ve kış kaldı. O aylarca uğramış yaptığımız sınıftaki panoya astığımız mevsimler tablosu tarih oldu.

Artık mevsimler baharı es geçip, bir sonraki sezona ani geçişler yapıyor, yaz kadar sıcakken bir anda hava sonbahara dönüyor, yağmurlu hava geliyor… Bahar aylarındaki değişken hava depresyondan ülsere, baş ağrısından yorgunluğa kadar birçok rahatsızlığı da beraberinde getirebiliyor. Ani ısı değişimleri bende ise psikolojik rahatsızlıklara neden oluyor. Bir anda güneşin kaybolmasıyla birlikte çöküş yaşıyorum. Bahar yorgunluğu benim gibi birkaç arkadaşımda da halsizlik, enerji azlığına neden olmuş olacak ki, Bodrum travestilerinden bir grup arkadaşın verdiği kışa veda partisinde kimsecikler yoktu. Oysa geçen sene hatırladığım kadarıyla kalabalık bir grup toplanmış ve çok eğlenmiştik.

Günlerin uzaması, saatlerin ileriye alınması gibi faktörler vücudun hormon dengesini değiştirerek uyku düzenini olumsuz olarak etkiliyor. Uyku düzenindeki bu değişiklikler vücudun yeterince dinlenememesine, kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesine ve unutkanlığa yol açıyor. Yetersiz alınan gün ışığı, beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynarken, biyolojik saatin bozulması ile depresyona açık hale geliriz. Sanırım benim psikolojimin bozulmasının temel nedeni de bu. Açık güneşli havalarda daha neşeli, kapalı, bulutlu havalarda cansız ve melankolik olan benim gibi kişilerde, çoğu zaman altta yatan mekanizma biyolojik saatteki aksamalardır.

Mevsim değişikliklerine uyum sağlamayan kişiler sıklıkla nezle ve grip olurken aralarında alerjik rinit rahatsızlığı olanlar için bu durum çekilmez bir hal alır. Yılın altı ayı elinden kağıt mendil düşmeyen bu insanların en büyük sıkıntısı dışarı çıkmaya korkmalarıdır. Ya bütün baharı evde geçirip, sokağa hiç çıkmadan yaşayacaklar ya da başlarına gelecek olanlara razı olup, baharın tadını çıkaracaklar. Bu aslında tam bir yaman çelişki.

Bu durumları yaşamamak için yapılması gereken bazı basit uygulamalara değinecek olursak, dengeli beslenmek, düzenli uyku, dinlenmek, spor, her gün düzenli banyo yapmak ve sigara içmemek  bağışıklık sistemini güçlendirirken bizleri de bu ani hava değişimi hastalıklarından koruyacaktır.

 

Aşkın halleri

Yaz mevsimi geldiğinde hepimizin içinde bir kıpırtı başlaması gayet normal çünkü yaz ayı demek aşk ayı demektir. Aşk herkesin yaşamak için can attığı tatlı acı biber gibi bir lezzettir. Bütün kış aklımızı ve bedenimizi kış uykusuna yatırdıktan sonra yeni filizlenmiş bir çiçek gibi açmak isteriz. Yaz tatili planları, neşeli müzikler, kahkahalar ve tabi ki yaz aşkı.

Aslında yaz geldiği için değil aşk mevsimi geldiği için aşık olur insan ve bütün aşklarımızın birbirine benzediği gerçeği hangi mantıkla açıklanabilir ki… Yaşadığımız duygunun adını aşk koyabilmek için, partnerimizin beş duyumuz tarafından da onaylanması gerekir. Onaydan kastedilen, çok güzel ya da çok yakışıklı olması değil. Ama kimyasında hayranlık barındıran aşkın var olabilmesi için gözün çirkin bulmaması, ses tonunun itici gelmemesi yani beş duyumuz tarafından onaylanabilir özelliklerde olması gerekir.

Hayat boyunca aşık olduğumuz insanların neden hep birbirine benzediğini düşündünüz mü?  Aşkı ararken aslında çocukluğumuzda yaşadığımız duyguları yeniden yaşamak için hareket ederiz. Bazen eski bir anı yeniden canlandırır, bazen ise anne babamızda gördüğümüz güzel huyları ararız. Ankara travestilerinden Sanat’ın bir cümlesi gelir hep aklıma aşık olduğumda “bir insan kendine her zaman anne ya da babasını hatırlatacak kadına veya erkeğe aşık olur” derdi. Bilimsel olarak bir açıklaması var mı bilmem ama bu sözün doğruluğuna kalıbımı basarım. Aşkın da ismin halleri gibi halleri olması da şaşırtmıyor beni, aşkta çok sevme gözü kapalı olma hali, ismin e haline benzerken, Aşkın en can acıtıcı ayrılık vakti ise ismin den haline benziyordur. Belki size aşk acısını yaşatan kişiden sonra kullanmışsınızdır den halini çünkü her zaman lazım olmaz insana ancak kırık bir kalbin telafisinde işe yarar. Kız kıza yapılan bir ‘yaz aşkına veda’ töreniyle, içinizdeki acının zehrini akıtın gitsin. Spor yapmaya, yürüyüşlere vakit ayırmaya gayret edin. Hem yaz boyunca yakaladığınız fit görünümü sürdürmeniz hem de aşkın acısını atlatmanız için spor yapmak işinize yarayacak. Spor yaparken salgılanan hormonlar sizi depresyondan uzak tutarken, kız arkadaşlarla bol bol isimleri yazmak yerine den den işareti koyacak vaktiniz olacak dedim ya işte şimdi aşkın den halinin tam sırası. Aşkınız kalbinizden hiç eksik olmasın aşkla kalın.

Kepek sorunu

İnsan olmak demek bazı istenmeyen sorunlarla da başa çıkmayı bilmek demektir. Hepimiz çocukluk döneminde oyun oynarken, düşüp bacağımızı kolumuzu yaralamışızdır, ergenlik döneminde yüzümüzde çıkan sivilcelerle boğuşmuşuzdur. Boyumuzun kısa kalmasından korkmuş, şişmanlık derdine mutlaka yakalanmışızdır. Kısacası sorunların biri biterken diğerinin başlamasına alışkınız.

Ama öyle bir sorunumuz var ki yaşadığımız her dönem başımızın belası olmayı sürdürmüştür. Başımızın belası dememim bir nedeni var tabi ki çünkü sorun başımızda.Evet bu akılla, saçların seyrekliğiyle ya da kıvırcık veya düz saçlara sahip olmamızla alakalı değil, direk olarak kel olmadığımız sürece saçımızla daha açık söylemek gerekirse saç derimizle ilgili bir sorun. Özellikle koyu renk kıyafetler giydiğimizde omzumuzun üzerine dökülen kepeklerden bahsediyorum. Hani eczanelerdeki tüm ilaçları kullanmamıza ragmen bir türlü yok edemediğimiz o beyaz küçük toz zerreleri. Sizi bilmem ama ben kendimi bildim bileli şampuanlar değiştirmekten, eczanelerde ilaç yaptırmaktan bıktım. Benimle aynı sorunu yaşayan İstanbul travestilerinden bir arkadaşımla en son bitkisel ürünleri kullanmaya karar verdik ve sanırım bu kez işler yoluna girecek. Kullandığımız bitkisel ilacın tek kötü yanı onu kullanırken başka bitkisel şeyler kullanmamamız gerekmesi, yani bitki çayından, ıhlamurdan bir süre uzak kalacağız.

Doğaya şöyle bir göz attığınızda önünüze en çok hangi yaban bitkisi çıkıyor. Şimdi Ankara’da, İstanbul’da ne bitkisi dediniz duydum Doğru siz de haklısınız büyük şehirlerde öyle istediğiniz an doğaya çıkmak bir hayalden öteye gitmiyor. O zaman düzeltiyorum ve gittiğiniz her aktarda en çok bulunan bitkiyi soruyorum. Cevap sanırım ısırgan otu oldu. Evet ısırgan otu pek çok sorun gibi kepeğin de tek çözümü. İmdi sizlere ısırgan otu ile nasıl bir kepek ilacı hazırlayabileceğinizi yazacağım benim gibi kepek sorunu olanlar bu tarifi bir yere not etmeyi unutmasınlar.

Isırgan otunu (yaklaşık dört-beş gram) iki bardak kaynamakta olan suda ağzı kapalı olarak beş dakika kadar haşlayın. Soğuduktan sonra süzün. Saçlarınızı ön yıkama yapıp temizleyin, ardından bu süzdüğünüz ısırgan otu suyunu saçlarınıza boca edin. Yarım saat boyunca bekletin. Ardından sadece suyla durulama yapıp, kesinlikle şampuan kullanmadan banyodan çıkın. Bu uygulama ile sadece kepeklerden kurtulmayıp, saçlarınıza canlılık ve parlaklık da kazandırırsınız.Tarif benden uygulamak sizden, sevgiyle kalın.

Godot’u beklerken

Başlığa bakıp ha şimdi bizi Rus klasiklerle boğacak diye bekliyorsanız çok beklersiniz. Bizim hikayemiz deki Godot sadece aşırı asosyal, sıkılgan ve beceriksiz bir erkek. Hani şu sizin de etrafınızda bolca bulunan garip ama seksi tipler var ya tam da onlar işte bizim Godot.
Nerden geldi aklıma bu hikayeye Godot demek bilmiyorum ama Türkçe’de bir çağrışım yapmak istemiş de olabilirim her neyse gelelim bizim Godot’a, uzun zamandan beri İstanbul travestilerinden Sanem’in beğendiği yakışıklı bir delikanlı var sosyal medyada, ara sıra yazışıyor ve havadan sudan konuşuyorlar. Hatta geçenlerde bir akşam gezmesinde burun buruna geldiler, bizim Godot, sadece iyi akşamlar demekle yetinip yoluna devam ederken, Sanem’in gözünü bir türlü delikanlıdan alamadık. Anladığım kadarıyla abayı çoktan yakmış olan Sanem karşı taraftan bir hareket bir davet bekliyor. Godot’u beklerken o kadar heyacanlı ve deli dolu oluyor ki, ayakları yere basmıyor. Zaten aşk dediğin de böyle bir şey galiba, galiba diyorum zira ben aşkın daha ne olduğunu anlayamadım. Bu erkekleri anlayacağımı da hiç zannetmiyorum. Benim dünyalar güzeli arkadaşım ondan bir hareket bekleyedursun, garip asosyal yaratık da tık yok. Sürekli arkadaşıma destek olmaya çalışıyorum madem o açılmıyor git sen konuş diyorum. Neymiş efendim bizim toplumumuzda kadının açılması hoş karşılanmazmış, oysa biz yabancı filmlerde kadınların aşk teklif etmelerine alkışlarla karşılık veriyoruz ve harika diyoruz. Kadın ve erkek eşittir diyip duruyoruz ama iş açılma mevzuna gelince ilk adımı erkekten bekliyoruz. Bu nasıl bir eşitlik anlayışı anlamış değilim. Yanınıza gelip senden çok hoşlandım diyen kadını basit algılamak ve hakkında kötü konuşmak bizim erkeklerin genlerinden var.
Ben her ne kadar arkadaşıma git açıl dediysem de o beni dinlemedi ve Godot’un açılmasını bekledi. Godot açılana kadar aylar geçti ve bizim kız kendine yeni sevgili yaptı. Kaybeden kim oldu derseniz bence aşk oldu. Harika gelişecek bir aşk, gelenek göreneklere kurban edildi. Ne yapalım bizim de kaderimiz buymuş. Siz siz olun sevdiniz mi yapışın yakasına aşkı hiçbir şeye kurban etmeyin. Sevgiyle kalın.

İsminiz aslında kişiliğiniz

Adınızın karakterinize yansıdığını biliyor muydunuz? Buna bilimsel adıyla akrofonoloji denilmektedir. Gezegenlerin harfler üzerindeki etkisine göre hareket eden bir bilim dalı olan akrofonoloji, isimlerinizin enerjisine ve frekanslarına dayalı bir bilimdir. Her ismin karekteristik bir özelliği vardır bu nedenle kendisine isim seçme şansı olmayanların ailelerin çocuğuna isim koyarken mutlaka bu bilim dalından yaralanmasını tavsiye ediyorum. Bin dokuz yüz kırk beş yılında ünlü bir astrolog, yaklaşık on milyon isim üzerinde çalışarak bir doğum haritası hazırlamış ve sonuç her ismin kendine özgü bir kişiliği yansıttığı gerçeği.

Örneğin en çok kullanılan Mehmet ismin bu bilime göre bir analizini yapacak olursak, Mehmet ismi, vatansever,hayatta kalmayı başarabilen, merhametli  ve fedakar kişiliğe sahip insanlarda görülmektedir. A harfi ile başlayan isimlerdeki kişiler çok enerjik, S harfi ile ismi başlayan kişiler ise iyi bir proje hazırlayıcısı oluyorlarmış. Sizde isminizi akrofoloji bilimine göre analiz edebilirsiniz. İş seçerken de bu bilimi kullanmak isteyenler  için S harfi; mimar, mühendis, yazar, gazeteciyi çağrıştırıyor.

M harfi; finans, pazarlama, serbest ticaret.

K harfi; şirket üst düzey yöneticisi.

L harfi; sanatın tüm dalları.

C harfi; özellikle güzel sanatları.

B harfi; personel müdürlüğünü.

P harfi; tüm dallarda başarıyı çağrıştırıyor.

İçinde A, K, S, M, U, Y harfleri olan ise borsa gibi işlerde daha başarılı olabilirler. İstanbul travestilerinden birkaç arkadaş bu akrofoloji bilimini anlatan kitabı nerede bulabilecekleri konusunda  beni aramaya başladılar bile, eminim büyük kitapçılarda isimlerin anlamının yazılı olduğu bir kitabı kolayca bulabilirsiniz.  Biz travestilerin neyse ki bu konuda şansı var ve kendi isimlerimizi koyabiliyoruz. Bundan sonra kendine isim arayanların bu bilimi de dikkate almasını temenni ederim. Ayrıca isim olarak kendisine Nalan, Hüzzam, Hüsran gibi acı çağrıştıran isim koyanları da hemen isimlerini değiştirmeye davet ediyorum. İsimlerimiz kişiliğimizi yansıttığına göre böyle hüzün veren isimler seçip mutsuz bir hayat sürmenin bir anlamı yok. İsminizin sizi yansıtmadığını düşünüyorsanız mutlaka istediğiniz bir ikinci ismi ekleme yapın ve onu kullanmayı tercih edin. Ağır ve kasvetli isimler yerine hayatta başarılı olmuş, mutluluğu yakalamış kişilerin isimlerini alabilirsiniz. Bu hayatta herkesin bir idolü vardır mesela kendinize onun ismini koyabilirsiniz. Bir sonraki yazıda buluşuncaya kadar kendinize iyi bakın. Sevgilerimle.