Kocan kadar konuş

Dünyanın bütün yükünü biz kadınların üzerine yıkmaları yetmiyor bir de  daha çocukluktan itibaren büyüyünce evlenip yuva kurmamız bekleniyor. Yok arkadaş ben sonsuza kadar tek başıma, kimsenin derdini, dırdırını çekmeden yaşarım demek gibi bir şansımız da yok.

Kadın olmanın tüm zorluklarına katlanırım da şu ne zaman evleniyorsun kız, hal bir koca bulamadın mı lafları var ya işte onlara hasta oluyorum Çok meraklıysanız siz önden buyurun diyesim geliyor, bakıyorum zaten hepsi evlenmiş, barklanmış sanki maden var bu kocalarda. İşte tam da benim gibi düşünenler için vizyona yeni bir film girdi bu hafta “kocan kadar konuş” filmin ana konusu otuzuna gelmiş ama hala bir koca bulamamış zaten bu işlerden de pek anlamayan Efsun’un koca arama yollarında yaşadığı komik hikaye.

Sanki evlilik tüm dertlerin ilacı dünyanın en mutlu olayıymış gibi özellikle evin büyükleri kadınlar üzerinde baskı kurmaya bayılırlar. Aman senin düğününü görmeden gidersem gözüm açık kalır diye de tehdit ederler. Biz travesti birkaç arkadaş gittik bu filme gerçekten çok komikti. Hatta filmin bazı sahnelerinde Konya travestilerinden Bahar, gülme krizine girdi. Zor eve getirdik film çıkışı hala gülüyordu. Nedenini sonradan açıkladı yahu dedi biz de kadınız ama bize evlilik müessesesi yasak. İstesek de o filmdeki kadının durumuna düşmeyeceğiz diye üzüntüden güldüm dedi. İşte orada bizim balatalar da koptu, başladık hep beraber gülmeye hani bazen güleriz ağlanacak halimize derler ya işte tam ondandı.

Her kadının gelinlik giyme hayali vardır, küçükken bez bebeklerimize beyaz bezlerden gelinlik ve duvak yapıp, evlendiririz. Sonra büyüyünce o bebeğin yerine kendimiz geçmek bembeyaz bir gelinlikle kalbimizin sahibine evet dediğimiz günü bekleriz.

Şimdi bize bunu çok görenlere kızmamak elde değil. Her neyse biz konuya dönelim. Yoksa bu konu daha çok su kaldırır. Bak oradan atladı lafa hemen, İstanbul travestilerinden Bade, ben gönlümün sahibini buldum sıra gelinlikte diye. Bana soracak olursanız evliliğe hiç merakım olmadı, iki insan birbirini sevdi mi, öyle imzaya falan ihtiyaç olmaz. İmza dediğin gönüllere atılır. Kagıt parçasında olan gönlünüzde yoksa evliliğin de kimseye hayrı olmaz. Mutluk bir çimendir, bastığın yerde biter demiş bir filozof işte bende mutlu olduğum kadar yalnızım. Sevgiyle kalın.

 

Bir travestinin zor anları

timthumb

Hayatım boyunca çok zor durumda kaldığım anlar yaşadım ama bu sefer başıma gelen olaylar traji komik bir film gibi.

Geçen hafta yemekli bir toplantıya katılmak için Adana travestilerinden bir davet aldım. Kendime küçük bir bavul hazırlayıp yola koyuldum. Ben biraz takıntılı biri olduğumdan diş macunumdan terliğime kadar her şeyim yanında olsun isterim. Öyle de yaptım bavula bana lazım olacak bütün eşyamı güzelce yerleştirdim. Kalacağım otele vardığımda saat sabahın beşini gösteriyordu, davet akşam üzeri olduğu için önce biraz uyuyup, dinlenmek için odama çıktım. Uyandığımda saat çoktan öğleden sonra olmuştu. Hemen kalkıp giyindim ve Adana’nın en iyi travesti kuaförünün yolunu tuttum. Tabi yanıma makyaj malzemelerimi, fotoğraf makinemi, kuaförde giyeceğim kıyafetimi de almıştım. Allahtan yanımda büyükçe bir kol çantası getirmişim de poşetlerle uğraşmak zorunda kalmadım diye sevinirken, kuaföre vardım. Saçlarım yapılırken bir taraftan makyöz kızı beklemeye başladım. Benim şansıma kızın o gün nikahı varmış ve gelemeyecekmiş, kuaför başka birini ayarlarken saatler de hızla ilerledi. Tam hazırım artık gidebilirim dediğimde aklıma yanıma aldığım devasa çanta geldi. O gece tekrar İstanbul’a döneceğim için kuaförde bırakamazdım. Otele dönmeye kalksam çok geç kalacaktım çaresiz çantamı yanımda toplantıya götürmeye karar verdim.

Şıkır şıkır giyinmiş travesti İclal, yanında koca bir çantayla salona giriş yaptı. Daha adımımı atar atmaz, çantanın içindeki cep telefonum çalmaya başladı. Elimi çantaya attım ne ararsan var fakat telefon yok. Salonda ki herkes dönmüş bana bakıyor, ben çantayı saklayayım derken, işte görmeyen kalmadı.

İzmir travestilerinden sanat yanıma yaklaşıp ne o İclal, “otel parasından yırtmaya mı kalktın?” deyince daha fazla dayanamadım çantayı oracığa döküverdim. İnanmazsınız ev terkliklerimin biri bir tarafa diğeri başka tarafa yolculuk yaptı. Cep telefonum bulunmasına bulundu ama benim düştüğüm durumda bunun hiç önemi kalmamıştı.

Ha telefonla arayan kimdi diye merak ettiyseniz annemmiş sağ salim varıp varmadığımı merak etmiş. Otele geldiğimde kadıncağızı arasaydım bütün bunları belki de yaşamayacaktım. Her neyse işin özü siz siz olsun koca bir çantanın içinde telefonunuzu kaybetmeyin. Hele anahtarınızı hiç kaybetmeyin çünkü o gecenin sonunda otel odamın da anahtarları kayboldu ve utancımdan resepsiyondaki beyefendiye bunu söyleyemedim. Koluma taktığım koca çantamla, otel odasında bıraktığım eşyaları unutmaya çalışarak İstanbul’a geri döndüm. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın çünkü ben bu hikayeyi her hatırladığımda gülümsüyorum. Sevgiyle kalın.

Beden diliniz ne diyor

6-mukemmel-beden-dili-hareketi

Eskiden insanların sadece kimliklerindeki fotoğraflarına bakarak kişi hakkında bilgi edindiğimiz yorumlar yaptığımız dönemler psikolojinin gelişmesi ile birlikte sona erdi. Artık bir insana baktığımızda elini nereye koyduğundan gözlerini kaçırmasından ne anlatmak istediğini anlar hale geldik. İşte buna beden dili deniliyor neredeyse yanılma payının sıfır olduğu iddia ediliyor. Tabi karşınızda profesyonel bir yalancı veya oyuncu yoksa. Çünkü artık gözler yalan söylemez devri kapandı ve kaslar yalan söylemez devri başladı.

Bir arkadaşınız size gelip bir olayı anlatıyor ve sabırla onu dinliyorsanız eğer beden dili eğitimi almışsanız nerede yalan söylüyor nerede samimi davranıyor anlıyorsunuz. Bu işin çürük elmaları ayıklamak için iyi bir yöntem olduğu söylense de ben bazı duyguların gizli kalmasından insanın ifşa edilmemesinden yanayım.

Mesela dünya üzerinde herkesin aynı yüz ifadesini takındığı haller vardır gülerken, ağlarken, kızgınken ya da sinirliyken hepimiz birbirimize benzeriz ama bu duygularımızı saklamaya çalışıyorsak ancak beden dili eğitimi almış biri tarafından anlaşılırız. Testosteron hormonu insanlarda beden dilini saklamak için gerekli bir hormon ama maalesef sadece erkeklerde bulunuyor bu da kadınların duygularını gizleyememesinin en büyük nedeni olarak açıklanıyor. Geçen yaz Bursa travestilerinden bir arkadaşımla seyahat etmek için bir otobüs garına gittik arkadaşım seyahat için çok heyecanlıydı ve otobüsü kaçıracağımızı yetişemeyeceğimizi düşünüyordu. Bu sırada biletlerimizi yazan biletçi bu kadar heyecanlı olmanıza gerek yok,  otobüsün kalkmasına daha on dakika var diyiverdi. Tabi bütün heyecanımız davranışlarımıza yansıdığından dışarıdan bakan birinin bunu kolayca anlaması normaldi. O dakikadan sonra daha sakin bir şekilde otobüsümüzü beklemeye başladık çünkü birilerinin bizim duygularımızı analiz etmesi hoşumuza gitmemişti.

Diyelim ki yeni birileri ile tanıştınız ve sohbet sizi sıktı, gözlerinizi sürekli kırpmaya başladığınızda ya da gözlerinizi kaçırdığınzda karşı tarafa artık senden sıkıldım imajını verirsiniz. Bunun yerine derin bir nefes alın ve duygularınızı kontrol etmeye çalışın. Ses tonunuzu düşürün ve dinlediklerinizi başınızla onaylayıp, içten görünmeye çalışın. Unutmayın beden dilinize hükmetmek ve renk vermemek sizin elinizde tabi gerçekten bu sohbeti bitirip oradan ayrılmak istiyorsanız istediğiniz gibi davranmakta serbestsiniz. Gelişen teknoloji sayesinde karşı tarafa ne anlatmak istiyorsanız o şekle bürünmek sizin elinizde beden dilinizi doğru kullanarak pek çok avantaj sağlayabilir ve bu sayede rakiplerinizi her konuda geride bırakabilirsiniz. Saygılarımla.

 

Her derde deva sarımsak

1(88)(1)

Sarımsak içine konulduğu her yemeğe lezzet veren harika bir bitkidir. Aynı zamanda içerisindeki alisin maddesi sayesinde doğal antibiyotik olarak bilinen sarımsağın kokusu da olmasa suyla bile tüketmek isterim. Sarımsak ortalama otuz tane sülfür bileşeni, enzimler ve amino asitler ayrıca A,B ve C vitaminlerini içinde barındıran tek bitkidir.

Sarımsak bağışıklık sistemini güçlendirir bunu sağlarken içinde bulunan probiyotiklerden faydalanır. İnsan bedeninin mikroplara ve virüslere karşı savunmasını güçlendirdiği için düzenli tüketilmesi gerekir. Şimdilerde piyasada bolca bulunan Çin sarımsağı yerine doğal Kastamonu sarımsağı tercih edilmelidir. İşin açıkcası ben daha sağlam olsun diye sarımsağı bizzat Kastamonu Taşköprü’den getirtiyorum. Sağ olsun Kastamonu travestilerinden Berrin, her yıl hasat sonrası bana özel olarak gönderiyor. Galiba sağlığımı onun gönderdiği bu sarımsağa borçluyum.

Sarımsak aynı zamanda sindirim sisteminin düzgün çalışmasını da sağlar. Böbrekler üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Kolestrolü yüksek olan kişilerin de sarımsakla kötü huylu kolestrolden kurtulması mümkündür. Yüksek tansiyon hastaları her gün düzenli bir şekilde sarımsak tüketirlerse tansiyon ilacı kullanmak zorunda kalmazlar.Tansiyonu düştüğünde tuzlu ayran içen, yükseldiğinde ise sarımsağı olduğu gibi yutan  İstanbul travestilerinden Sanat, sarımsak kullanmadan sebze yemeği pişirmez.

Damar sertliği, kanser, kan şekerinin dengelenmesi gibi pek çok rahatsızlığın ilacı olan sarımsağın eczanelerde hapı da satılmaktadır. Sarımsak kokusundan rahatsız olduğu için yiyemeyen kişiler sarımsak hapını rahatlıkla kullanabilirler. Yalnız gastrit hastaları sarımsak kullanırken dikkat etmeliler özellikle gece geç saatlerde tüketmekten kaçınmalılar. Yoksa çift yastıkla yatsalar bile mide yanmasının önüne geçemezler.

Kışın kirli hava ve toksinler de sağlığımızı tehdit etmektedirler bilinen en iyi toksin atıcının da sarımsak olduğunu söyleyebilirim. Sigara içenlerin vücudunda biriken nikotinin atılmasında da sarımsaktan faydalanabilirsiniz. Dediğim gibi tansiyonunuz altının altına düşmemişse ve mide rahatsızlığın yoksa her gün mutlaka iki diş sarımsak tüketin. Sarımsağı çiğ olarak yemeyi sevmeyenler ise turşu ya da sarımsakla yapılan ekmekleri tercih etsinler inanın sarımsak yediğinizin farkına bile varmıyorsunuz.

Uzun ve sağlıklı bir yaşam için bol vitamin, bol hareketi şart koşan uzmanlar genç kalmak için en çok sarımsak yenilmesini öneriyor. Özellikle iki diş sarımsağı mutlaka çiğneyerek tüketin tabi mide rahatsızlığınız yoksa sağlıkla kalın, hoşcakalın.

Kefir mucizesi

kefir-grains1

Kafkasya’nın bağrından kopup gelmiş olan atalarımızın sağlık içeceği kefir her derde deva sağlıyor. Üstelik yan etkisi de bulunmuyor. İnsan bedeni hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşur ve yıllar geçtikçe hücreler yaşlanır ve tıpkı bedenimiz gibi ölmeye başlar.  İşte kefir burada devreye girerek hücrelerimizin yenilenmesini sağlar. Kefir, yararlı vitaminlerin yanında kalsiyum, magnezyum, flor,fosfor ve selenyum gibi mineraller tarafından da zengindir. Düzenli olarak kefir içildiğinde sağlığın korunmasına ve en önemlisi de genç kalmaya yardımcı olur.

Kefirin içinde bolca bulunan fosfor hücre gelişimini sağlarken, günlük enerji ihtiyacımızı sağlayan protein ve karbonhidratların kullanımını da kolaylaştırır. Hepimiz katı yiyecekler yüzünden sıklıkla kabız olma sorunu yaşarız bu da vücudumuzun olduğundan daha şişman görünmesine neden olur. Kefir hazmı kolaylaştırarak bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Her zaman genç ve güzel kalmak isteyen İstanbul travestileri, Ankara travestileri, İzmir travestileri ve bütün illerdeki travestiler size tavsiyem kefiri evde kendiniz yapmanız ve bolca tüketmeniz. Başta da söylediğim gibi yan etkisi olmayan kefiri su gibi tüketebilirsiniz.

Bazı arkadaşlarım bana gelip İclal güzelliğini neye borçlusun diye sorduklarında onlara her zaman sağlıklı beslenme ve düzenli spor yapmak diyorum. Bir de kefir içtiğimi burada ilk kez açıklıyorum. Çünkü kefir bu dünyada bulabileceğiniz en iyi detoks içeceğidir.

Kefir sayesinde enfeksiyonlara yakalanmaz, astım ve bronşiti hafif geçirirsiniz. Yorucu akşamların sonunda içilen bir bardak kefir hem uyku sorununuza hem de yorgunluğunuza çok iyi gelir. Parlak bir cilde sahip olduğum için travesti İclal olarak beni tanıyanlar hastalıklara sık yakalanmadığımı iyi bilirler. İşte size benim güzellik sırrım öyle pahalı kremler kullanmak yerine doğal ve sadece bize özel olan bir besinden faydalanıyorum.

Böbreklerinde bir dönem rahatsızlık yaşayan Kırklareli travestilerinden Deniz, ona gönderdiğim kefir kürü sayesinde kısa sürede sağlığına kavuştu. Üstelik kefir mayasını aktarlarda rahatlıkla bulabilir hazır tüketmek yerine kendiniz yapıp dolabınızda uzun süre saklayabilirsiniz. Sağlığına ve güzelliğine önem veren tüm travesti dostlarımı kefiri denemeye davet ediyorum. Belki de bundan sonra akşamları kefir partisi düzenleriz. Her şey daha sağlıklı bir beden için değil mi?

Seksi travestiler

2431e1c_o

Seksi olmak konusunda travestilerin en büyük avantajının uzun boyları olduğunu düşünüyorum. Neredeyse dolaştığım bütün illerde Ankara, İzmir, Konya, Adana… ve tabi ki İstanbul’da travestilerin uzun boylarıyla giydikleri mini etekleri, kısa tulumları onlara çok yakıştırırım. Gerçekten de seksi kıyafetler biraz düzgün bir fizik gerektiriyor. Erkeklerin ilgisini çeken seksi kıyafetler içerisinde benim favorim ise tek omuz elbiseler o her an düşecek gibi duran ve karşısındaki erkeklerin gözünü alan tek omuz detayı yıllardır modanın değişmeyen unsuru olarak hayatımızda kendine yer buluyor.

Seksi olmak sadece tavırlarla değil giydiğimiz kıyafetler ile de desteklenmelidir. Geçenlerde gittiğim bir mekanda uzun bacakları ile giydiği mini eteği konuşulan travestiyi kıskanmadım desem yalan olur. Bir etek bir insana ancak bu kadar yakışır dedirtiyordu.

Siz de fiziğinize güveniyorsanız bütün bakışları kendi üzerinizde toplayabilirsiniz. Öncelikle yapmanız gereken bedeninizde en güzel yerini keşfetmek olmalı, örneğin bacaklarınız yeteri kadar güzel değilse, uzun elbise giyip üst tarafta bir yerleri açık bırakarak hafifi bir dekolte verebilirsiniz.  Ben en çok spor kıyafetler giydiğim için seksi taytlar kullanıyorum zaten bu aralar tayt çok moda ve uzun süre değişmeyecek gibi duruyor. Rahat ve şık modelleri olan taytlardan bolca alın. Üstüne giyeceğiniz bluzlarla kombin yapın. Bu aralar zaten vitrinler çeşitli tayt modelleri ile dolup taşıyor. Kadınlar ve travestiler güzellikleri kadar rahatlıklarına da düşkün olduklarından bu tayt daha çok su kaldırır.

Aslında bir kadını en seksi gösteren şeyin ayakkabı olduğunu herkes bilir. Özellikle sivri topuklu yürüdükçe arkasından sesi gelen topuklular karşısında erkeklerin nutku tutulur. Bursa travestilerinden bir arkadaşın tam 100 çeşit topuklu ayakkabısı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Ben de topuklu ayakkabıya bayılırım ama kullanmadıklarımı evde tutmadığım için bu sayıya bir türlü ulaşamadım.  Sanırım bu bir tercih meselesi ben ayakkabıya yatırım yapmak yerine seksi kıyafetleri almayı tercih ediyorum. Dolabımdan hiç eksik etmediğim siyah mini elbisem ve tulumlarımla renkli giyinmeyi seven ama yerine göre giyinen biri olmayı tercih ediyorum. Siz de kendinize en çok yakıştırdığınız seksi kıyafetinizi muhakkak sıklıkla giyiyorsunuzdur. Güzel olan her şey yakışır zaten siz de benim gözümde dünya güzellerisiniz. En seksi travestiler listesinde daha aklımda çok isim var ama bir gün bir yarışma düzenlersek isimlerini tek tek sayarım. Şimdilik hoşçakalın.

Aşk ve iştah

pastalar_1301

Aşk hemen hemen hepimiz için bir itici güç konumunda, iştahımızda yaşadığımız sorun aşkla doğrudan ilgili.

Aşkımız umutsuz ise çoğumuzun iştahı yok olur yemek yemeyi unutur, karasevdalı gibi dolanırız. Aşkımız karşılık buluyorsa bu sefer de mutluluktan yemek yemek aklımıza gelmez. Kısaca söylemek gerekirse aşk hayatımız iştahımız ile doğrudan bir ilişki halinde ve bu döngü sonunda ya iğne ipliğe dönüyoruz ya da çok fazla kilo alıp, obez oluyoruz.

Bir dergide okuduğu yazıyı kesip bana getiren travesti Aşkın, yepyeni bir diyet keşfettiğini söylediğinde önce ona inanmadım ama makaleyi okuyunca neden olmasın denemekten bir zarar gelmez dedim. Şimdi sizlere aşk ve iştah arasındaki en ilginç diyet yöntemini anlatacağım.

Mesela yağlı, tuzlu bol kalorili gıdaları eski sevgiliniz olarak, bedeninize fayda sağlayan besinleri ise sizi çok seven ve sizin de deli gibi aşık olduğunuz yeni sevgiliniz olarak görmeye başlayın.  Eski sevgili zaten adı üzerinde sizi mutsuz ettiği için ayrıldığınız ve artık görmeye bile tahammül edemediğiniz kişi, siz de onu hayatınızdan çıkararak rahat bir nefes aldınız. İşte şimdi de yapmanız gereken eski sevgiliyi evinizden ve hayatınızdan uzaklaştırmak. Nasıl eski sevgilinin üzerine bir bardak su içmişseniz bu zararlı besinlerin üzerine de bir bardak su için ve onları unutun.

Kalbinizin dostu olan yeni sevgiliniz ise sizi şişmanlatmayacak ve sağlıklı besinlerden oluşuyor. Ona sıkıca sarılın ve onu asla bırakmayın. Zeytinyağlı hafifi yemeklere ve size eski sevgilinizi hatırlatan kepekli ekmeğe hoş geldin deyin. Bakın şimdiden mutlu bir beraberliğin adımlarını attınız bile.

Yeni sevgilinizle beraber akşamları bol bol ay çekirdeği çıtlatın. Yoğurtun içine muz doğrayın ve tatlı niyetine götürün. Bunları yapmak mutluluk hormonunu artıracağından yeni sevgiliniz de sizi hiç üzmeyecektir. Stresle mücadele etmek için yapmanız gereken ise B vitaminine ağırlık vermek. Zaten yeni sevgiliniz de bu vitaminlerin hepsi sizin için mevcut durumda,erkekler kuru bakliyata bayılır kaynatın bir kuru fasulye yemeği ve yanına Brüksel lahanası salatası pilav olmadan kuru yemenin tadına varın. Yeşil yapraklı besinler üstelik tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.

Bu diyeti bana getirdiği günden beri travesti Aşkın’a dua ediyorum eve aldığım bu yeni sevgili sayesinde kendimi her zaman olduğumdan daha iyi hissediyorum ve aşk sen nelere kadirmişsin diyorum.

 

Abartmaya alıştık

 

abartmaŞimdilerde nereye giderseniz gidin her şey bol bol önümüze geliyor. O nedenle olacak ki, abartmaya başlayıp, olmadık isteklerde bulunuyoruz. Örneğin geçen hafta sonu travesti bir grup arkadaşla havalı adıyla brunch denilen geç kahvaltı yapmaya gittik. Masa dört dörtlük ne ararsan var. Üstelik bu hazırlık her masada aynı şekilde dizayn edilmiş. Üşenmedim saydım tam sekiz çeşit peynir konulmuş masaya, ama arkadaşlarımızdan biri peynir az gelmiş olacak, rokfor peyniri yok mu? Diye sorunca burası Fransa değil demek istedim. Tabi kibarlığımdan sustum.

Eskiden kahvaltı sofralarında zeytin peynire talim eden bir nesilken nasıl oldu da bu hale geldik diye düşünmeye başladım. Cevap zaten sizinde bildiğiniz gibi tüketen toplum oldu. Arkamızda oturan grup sanırım ailecek gelmişti, çoluk çocuk sanki kıtlıktan çıkmış gibi masada ne var ne yok süpürüp üstüne bir de evin babası olacak adam garsondan menemen isteyip, nasıl yapılacağını tarif ederken yaşananlara uzaktan bakmakla yetindim.

Cem Yılmaz’ın son sahnelediği stand-up geliverdi aklıma hani şu ingiltere’ye giden  görgüsüzlerin ingilizce tarifiyle masaya her şeyden bir parça istedikleri “little little in the middle”esprisi izleyenleriniz muhakkak hatırlamış ve benim o adamın durumuna gülme krizine girmem gibi gülmeye başlamıştır.

Ne ara bu kadar abartmaya başladık bilmiyorum. Hepimiz mi görgüsüz olduk acaba, yoksa varlıktan şımardık mı? Hepimizin özel olduğu doğru ama oradaki garsonda özel, yani ona eziyet etmeye de hakkımız yok. Bir yere yemek yemeye gidiliyorsa gurme gibi davranmak yerine kibarca karnımızı doyurup, sohbetin tadına varmak gerekir diye düşünüyorum. Belki bazılarınız bana katılmaz, bu da sizin tercihiniz ama ben arkadaş grubuyla bir yemeğe gidiyorsam önemli olanın bir arada mutlu bir gün geçirmek olduğuna inanıyorum. Önüne geleni beğenmeyip, burun kıvırmak hele ki nimete laf söylemek benim kitabımda yazmaz.

Bir de bizim yabancı ülkelerin yemeğini beğenmeyip, kaldığımız otelin mutfağına inme gibi bir huyumuz var. Otelde çiğ köfteler yapıp, kalan misafirlere ikram etmeyi bir marifet sanıp, sizin ki yemek mi? Gelin de yemek görün diye bir bakış da fırlatırız otel çalışanlarına, kardeşim sen zaten Türk yemeklerini ülkende bolca yiyorsun gitmişsin oraya bir değişik mutfak tat değil mi? Ama olmaz illaki beğenmeyecek sorun yaratacak. Annem ben küçükken sevmediğim bir yemek yapınca sofraya oturmaz protesto ederdim. Annem de cevap hazır “zıkkımın kökünü ye” üstelik karın gurultusuyla sabaha kadar yatakta döner dururdum. Çünkü annem yersen yemek bu yemezsen sen bilirsin diye sofrayı toplardı. Belki de bu sayede yemek ayırt etmeyen biri oldum. Oysa yemek konusunda çok seçici davranan travesti Ayda gittiğimiz çoğu mekandan aç dönmek zorunda kalıyor. İyi ki, ne bulursam yiyorum diye halime şükrediyorum. Sonuçta bunu bulamayanlar da olduğu gerçeğini aklımdan hiç çıkarmıyorum.

 

Felsefenin babası

Ataları Fenikeli olan ve milattan önce 625 yılında doğup, 545 yılında öldüğü düşünülen antik dönemin en önemli felsefe yazarı Thales’dir. Geniş bir araştırma yetisine ve mühendislik bilgisine sahip olduğu düşünülen felsefenin babası, ticari zekası ile de ünlenmiştir. Yazılı hiç eseri olmayan felsefecinin bugüne ulaşan bütün düşünceleri dünyaya öğrencileri sayesinde yayılmıştır. Astronomi ve matematiğin kurucusu olarak bilinir. Şimdi matematikten hoşlanmayan pek çok okuyucumun nereden icat etmiş şu matematiği dediğini duyar gibi oluyorum. Ama haklısınız ben de öğrencilik hayatım boyunca matematiği icat eden kişinin kulaklarını az çınlatmadım. Matematikten pek haz etmeyen travesti Ayda da sanırım benimle aynı görüşte nereden çıktı matematik diye hayıflanıyor az ilerimde, aslında hepimiz felsefecilerin sözlerini alıp, internet sayfalarımda paylaşmaya bayılırız. Ama bizi üzen dünyaya böyle anlaşılması zor konuları da getirmiş olmaları değil mi?

Thales astronomi alanındaki ilk ününe Atina’da gerçekleşen bir güneş tutulmasını önceden haber vermesiyle kazanmıştır. Oysa Babiller bu olayı çok önceden haber vermiş bir halk topluluğuydu. Matematik alanında ise, geometriye yaptığı katkılar sayesinde ün kazanmıştır. Bir üçgenin, nasıl hesaplandığını piramitlerin gölgesi sayesinde çözmüş ve kenar hesaplamalarını günümüze değin uzanan ve yalanlanmayan bilgiler ile getirmiştir.

Thales fizik alanında da pek çok çalışmaya imza atmıştır. Nil nehrinin neden taştığını bazı cisimlerin demir üzerindeki etkisine bağlayarak bu konuda en akılcı bilgiyi sunmuştur. Ünlü felsefeci hayatının büyük bir kısmını Mısır’ı ve Babil’i inceleyerek geçirmiştir. Burada edindiği bilgileri Atina’ya dönünce kullanması onun bu hakları ünvanları elde etmesini sağlamıştır. Bugün için saçma olan şu görüşler de Thalese aittir: Yeryüzü, suyun üstündedir ve suyun üstünde tahta parçası gibi durur, dalgalanır. Kehribar da cisimleri çektiği için ruha sahiptir. Dünyanın nasıl yaratıldığı hakkında kafa yoran ve bu konuda araştırmalar yapan ilk felsefeci olması da onun bu denli ünlenmesinde büyük bir yarar sağlamıştır.

Neyin gerçekte var olduğu sorusu üzerine yoğunlaşan ve şimdi bize gerçekten çok mantıksız gelen bir çok tez ortaya atması, “çokluğun kendisinden türediği, çokluğun gerisindeki bu birliğin su olduğunu öne sürmüştür.” Su ile ilgili ortaya attığı en önemli bilgi suyun insan hayatında ne kadar önemli olduğuna dair bize ışık tutmuştur.

Thales’in dediği gibi her şey sıvı bir varlıktan mı türemiştir sorusu insan vücudunun 3 de birinin suyla kaplı olması ile açıklanabilir. Ayrıca suyu çok seven her gördüğü suya balıklamaya atlayan travesti Ayda’da sanırım Thales’in bu tezini doğrulamak için yarışıyor. Fakat ben her zaman bilim alanında yenilikler ortaya koyan ve bu alanda çalışmalarla hayatını geçiren insanlara saygı duymuşumdur. Eğer onlar çalışmasaydı şu anda bildiğimiz pek çok gerçeği hiç öğrenmemiş olurduk.

Altın küre

Dünya çapında dizi ve filmlerin ödül aldığı Altın Küre ödül töreninin bu yıl 72. si düzenlendi. Ne yalan söyleyeyim benim ilgimi filmden çok kırmızı halıda yürüyenler çekiyor. Bu sene ne giymişler nasıl bir imaj yapmışlar diye gözümü ödül töreninden alamıyorum.  Ödül törenleri her zaman ilgimi çekmeyi bu sayede başarmıştır. Bu sene ödül törenini travesti Ayda ile birlikte ağzımız açık seyrettik. Törene Fransa’da ki terörist olay damga vurdu ve pek çok ünlü kırmızı halıya ellerinde “ben Charlie’yim “yazılı dövizlerle çıktılar. Konuşmalar da genellikle bu yönde oldu. Ünlü oyuncu Kathy Bates, kırmızı halı üzerinde yürürken cep telefonunu gösterdi. Bates’in telefonunun kapağında “Je Suis Charlie (Ben Charliyim)” yazıyordu.

Charlie Hebdo’ya bir destek de George Clooney’den geldi. Clooney, takım elbisesinin üzerine üzerinde “Je Suis Charlie” yazan rozet taktı.

Bu sene kırmızı halıda adeta bir renk çümbüşü yaşandı. Genellikle sade renklere kullanan ünlüler sarı ve saks mavisini tercih etmişlerdi. Sarı benim de çok sevdiğim bir renk olduğu için herhalde sarı kreasyonlara bayıldım.

Bu ödülleri magazin sektörüne damga vurmuş ünlü fotoğrafçı ve gazeteciler belirliyor. 5 ülkeden 90’a yakın üyesi bulunan bu organizasyon bütün dünyada yayınlanan dizi ve filmler arasından en iyilerini seçiyor ve ödülleri bu şekilde veriyor. Oscar ödül töreni öncesi yapılan bu organizasyon bir nevi Oscar heykelciğin adresine dair de ipuçları veriyor. Bu seneki törende en iyi film ödülü Drama dalında Boyhood’a giderken, en iyi film Büyük Pudapeşte Oteli filmine verildi.

En iyi erkek oyuncu, Eddie Redmayne, en iyi kadın oyuncu ise hepimizin çok yakından tanıdığı güzeller güzeli Julianne Moore oldu. Benim ve travesti Ayda’nın en sevdiği film kategorisi olan animasyon filmlerde ise ödülü, How to Train Your Dragon 2 aldı. En iyi yabancı film kategorisinde ise ödül  Rus yapımı Leviathan’n oldu. Yabancılarını deyimiyle “Golden Globe goes to” yani altın küre şu kişinin lafının söyleniş tarzına bayılıyorum. Beni kıyafet ve stiller kadar heyecanlandıran bu deyim ödülü alan kişinin samimi bir gülümsemesi ve konuşmasında oldukça doğal davranması karşısında yerli  Aktör ve Aktristlerin burada olsa nasıl şımarık davranacaklarına dair endişelerimle birleşince oldukça sevimli oluyor. Bizim de ödül törenlerimiz olmasına rağmen maalesef böyle dünya çapında bir organizasyon yapamamış olmanın üzüntüsü sinema severleri derinden yaralıyor diye düşünüyorum çünkü özellikle son yıllarda yapılan yerli yapımlarda en az o film ve diziler kadar güzel ve seyretme kapasitesine sahip, neyse bir gün o da olur.